Yabancı Mahkemenin Nafakaya İlişkin Kararının Türkiye’de İcrası

Yargıtay, yabancı mahkemelerce verilen nafakaya ilişkin ilamların 20.06.1956 tarihli New York Sözleşmesi hükümlerine dayanarak tenfizine ya da tanınmasına lüzum olmaksızın doğrudan Türkiye’de icra ettirilebilmesinin mümkün olmadığına, bu kararların ülkemizde icra edilebilmesi için Türk mahkemelerince verilecek bir kararla tanınması ve tenfizinin ulusal ve uluslararası mevzuata göre zorunlu olduğuna karar verdi. Karar 26 Ocak 2019 tarihli, 30667 sayılı Resmi Gazete’de yayımlandı.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesinden

Esas No: 2016/20654
Karar No: 2018/10592
Tarih: 25.10.2018

Türk Milleti Adına
Yargıtay İlamı

İncelenen Kararın

Mahkemesi      : Mustafakemalpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi

Tarihi              : 14.11.2014

Numarası         : 2013/694-2014/865

Davacı             : Emel İpek Vek. Av. Halil Gündüz

Davalı             : Muammer Arı Vek. Av. Reyhan Özkaraman

Taraflar arasındaki tanıma ve tenfiz davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen ve temyiz edilmeksizin kesinleşen hükme karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulmakla, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

Yargıtay Kararı

Davacı vekili dilekçesinde; müvekkili ile davalının, 22.12.1997 tarihinde evlendiklerini ve bu evlilikten bir çocuklarının bulunduğunu; tarafların karşılıklı anlaşarak Reutlingen Sulh Hukuk Aile Mahkemesi’nin 13.02.2004 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıklarını, söz konusu kararın boşanmaya ilişkin kısmının tanıma ve tenfizine mahkemece karar verildiği; Heilbronn Yerel (Aile) Mahkemesi’nin 3F 1758/09 dosya numaralı kesinleşmiş kararı ile de, müşterek çocuk için davalı tarafından ödenmesi gereken birikmiş ve aylık nafaka alacaklarının hüküm altına alındığını belirterek; Heilbronn Yerel (Aile) Mahkemesi’nin 3F 1758/09 dosya numaralı kesinleşmiş nafaka kararının (Türkiye’de icrası için) tanınması ve tenfizine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde, tarafların 2009 yılında Almanya’da yaşadıkları sırada tanıma ve tenfize konu kararın alındığını, Türk yasalarına ve değişen maddi koşullara göre yeniden inceleme yapılması ve yeni bir nafaka miktarının belirlenmesi gerektiğini savunarak; davanın reddini istemiştir.

Mahkemece;

“Her ne kadar, davacının talebi doğrultusunda, kesinleşmiş nafaka kararının tanınması ve tenfizi talep edilmiş ise de; … Nafakaya dair yabancı mahkeme ilamının 20.06.1956 tarihli Nafaka Alacaklarının Yabancı Memleketlerde Tahsili ile ilgili uluslararası sözleşme hükümlerine göre (New York Sözleşmesi) tenfizine ya da tanınmasına lüzum olmaksızın doğrudan Türkiye’de icra ettirilebilmesi mümkündür. Anılan sözleşme 26.01.1971 tarihli 1331 sayılı kanunla onaylanarak uygun bulummuş ve iç hukuk kuralı haline gelmiştir. Bu bakımdan sözleşme hükümlerine göre yabancı bir ilam için Türkiye’de doğrudan icra ettirebilme olanağı olduğundan, tanıma ve tenfiz kararma gerek bulunmamaktadır. Davacının doğrudan icra ettirebilme imkânı olduğu halde tanıma ve tenfiz karan talep etmesinde hukuki yarar görülmemiş, bu nedenle davanın reddine karar vermek gerekmiştir”

gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, temyiz edilmeksizin 22.01.2015 tarihinde kesinleşmiştir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.11.2016 tarihli yazıları ile;

“1956 tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin 5. maddesinin 3. bendinde nafakaya ilişkin yabancı mahkeme ilamının, nasıl icra edileceğinin borçlunun devletinin kanununa göre belirleneceğini hüküm altına almıştır. 1958 tarihli Lahey Sözleşmesinin 6. madde sinde tenfiz kararı verilmesine ilişkin usulün tenfiz merciinin mensup olduğu Devletin kanununa tabi olduğu belirtilmiş, gerekli şartlar sözleşmenin 2. maddesinde sıralanmıştır. 1973 tarihli Lahey Sözleşmesinin 13.maddesinde kararın tanınması veya tenfizi usulünün talep edilen Devletin hukukuna tabi olduğu belirtilmiştir. … 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usûl Hukuku Hakkında Kanun’un 50. maddesinin 1. fıkrasında sevk edilen “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kurumlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır” hükmü ile de, yabancı mahkemelerce verilen hukuk davalarına ilişkin hükümlerin ülkemizde hüküm ve sonuç doğurabilmesi için tanıma ve tenfiz edilmesi zorunluluğu getirilmiştir. Bu durumda, yabancı mahkemelerce verilen nafakaya ilişkin hükümlerin ülkemizde icra edilebilmesi için Türk mahkemelerince verilecek bir kararla tanınması ve tenfizi ulusal ve uluslararası mevzuata göre zorunlu bulunduğundan; mahkemece, bu tür kararların doğrudan icra edilebileceği gerekçesi ile davanın reddinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu”

belirtilerek, hükmün HUMK.nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması talep edilmiştir.

Davada; nafaka yükümlülüğü konusundaki yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi talep edilmiştir. Mahkemece; nafaka alacaklarının tahsili ile ilgili uluslararası sözleşmeye göre (20/06/1956 tarihli New York sözleşmesi) tenfizi ya da tanımaya lüzum olmaksızın doğrudan icra ettirebilme imkanı olduğu halde tanıma ve tenfiz kararı talep etmesinde hukuki yarar görülmediğinden bahisle, davanın reddine karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

12.12.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunun 58. maddesinin 1. fıkrasına göre; Yabancı mahkeme ilamının kesin delil veya kesin hüküm olarak kabul edilebilmesi yabancı ilamın tenfiz şartlarını taşıdığının mahkemece tespitine bağlıdır. Tanımada 54”üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanmaz.

Türkiye Cumhuriyeti, borçlu ve alacaklı yanları farklı ülkelerde bulunan nafaka alacaklarına uluslararası tahsil imkânı tanıyan;

1956 tarihli “Nafaka Alacaklarının Yabancı Memleketlerde Tahsiline İlişkin Birleşmiş Milletler New York Sözleşmesi”

1958 tarihli “Çocuklara Karşı Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine ilişkin Lahey Sözleşmesi”

1973 tarihli “Nafaka Yükümlülüğü Konusundaki Kararların Tanınması ve Tenfizine ilişkin Lahey Sözleşmesi” ne taraftır.

1956 tarihli Birleşmiş Milletler New York Sözleşmesinin amacı; yabancı bir ülkede bulunan ve talep edilen devletin yargısına tabi olan borçludan nafaka alacağının tahsilini kolaylaştırmaktır. Sözleşmenin amacı bu olmakla beraber 5. maddesinin 3. bendinde nafakaya ilişkin yabancı mahkeme ilamının nasıl icra edileceği açıklanmış bulunmaktadır. Maddeye göre “6 ncı maddede öngörülen muhakeme usulü, borçlunun Devletin kanununa göre ya bir tenfiz kararı veya tescil usulü olabilir ya da 1 inci fıkra hükümlerine göre intikal ettirilen karara müstenit yeni bir dava olabilir.” düzenlemesini içermektedir.

1958 tarihli Lahey Sözleşmesinin 6. maddesinde ise; tenfiz kararı verilmesine ilişkin usulün tenfiz merciinin mensup olduğu Devletin kanuna tabi olduğu belirtilmiş, gerekli şartlar Sözleşmesinin 2. maddesinde sıralanmıştır.

Yine, 1973 tarihli Lahey Sözleşmesinin 13.maddesinde de; kararın tanınması veya tenfizi usulünün talep edilen Devletin hukukuna tabi olduğu belirtilmiştir.

Anılan Sözleşme hükümlerinde görüldüğü üzere, nafaka dayanağı kararın öncelikle talep edilen ülkenin kendi iç hukukuna göre tanınıp tenfiz edileceği, bu şekilde iç hukukta geçerli bir karar haline geldikten sonra yasal yollarla borçludan tahsil işlemlerine başvurulacağı açıktır. Sözleşmeler ile nafakaya ilişkin yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizi sağlanmadan doğrudan ülkemizde icrasına yönelik hususlar düzenlenmemiş, tanıma ve tenfizin şartları, red sebepleri, esasa girme yasağı gibi uluslararası nafaka işlemlerinde yeknesak uygulama tesis edecek hususlar düzenlenmiştir.

5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 50 nci maddesinin 1 inci fıkrasında; “Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır.” denilmektedir.

Bu durumda, yabancı mahkemelerce verilen nafakaya ilişkin ilamların Ülkemizde icra edilebilmesi için Türk mahkemelerince verilecek bir kararla tanınması ve tenfizi ulusal ve uluslararası mevzuata göre zorunlu bulunduğundan; mahkemece, işin esasına girilerek oluşacak sonuç dairesinde hüküm kurulması gerekirken; belirtilen uluslararası sözleşme hükümlerine göre nafakaya ilişkin yabancı mahkeme ilamını Türkiye’de doğrudan icra ettirebilme imkânı bulunan davacının tanıma ve tenfiz talep etmesinde hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, yazılı şekilde davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

Sonuç:

Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımın kanun yararına temyiz talebinin kabulü ile; Mustafakemalpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 14/11/2014 tarihli ve 2013/694 Esas, 2014/865 Karar sayılı kararının sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA, HMK’nın 363/3. maddesi uyarınca gereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin ve dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 25/10/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir