Tehlike Sorumluluğu

İşletilmeleri tehlike ve zarar verme riski taşıyan tesis ve kuruluşları işletenlerin sorumlu tutulacağı kabul edilmiştir.

İşletme sahibi veya faaliyeti yürüten kişi kusuru bulunmamasına ve gerekli özeni göstermiş olmasına rağmen ortaya çıkan zarardan sorumlu tutulmaktadır. Bu işletmenin faaliyeti için gerekli yasal izin ve belgelere sahip olması veya yürütülen faaliyetin ekonomik ve yaşamsal açıdan önemli bir görev üstleniyor olması sorumluluktan kurtulmak açısından önem arz etmemektedir. Tehlike ve zarar riski taşıyan işletme veya faaliyet ile zarar arasında illiyet bağının kurulması sorumluluğun doğması için yeterli görülmektedir.[1]

Sebep sorumluluğundan farklı olarak tehlike sorumluluğunda özen yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispatlanması sorumluluktan kurtulmaya sağlamaz. Sorumluluktan kurtulabilmek için illiyet bağının kesildiği ispatlanmalıdır. Bunun için zarar verici olgunun mücbir sebepten veya zarar görenin ya da üçüncü kişilerin fiilinden ileri geldiğinin ispatlanması gereklidir.[2]

Türk Borçlar Kanununda ise 71. maddede tehlike sorumluluğu düzenlenmiştir. Tüm özel tehlikeli faaliyetler için genel sorumluluk esası getirilmiştir. Önemli ölçüde tehlikeye sebep olması muhtemel işletmenin faaliyetinden dolayı zarar ortaya çıkması halinde işletme sahibinin ve işletenin müteselsil sorumluluğu belirlenmiştir. Önemli ölçüde tehlike arz eden işletmeler, tüm özenin gösterilmesi halinde bile ağır zarar doğurmaya elverişli olan işletmeler olarak tanımlanmıştır. İşletmenin faaliyetlerini sürdürmesi için gerekli izinleri almış olmasına rağmen zarar gören kişilerin bu işletmenin faaliyetlerinin sebep olduğu zararların denkleştirilmesini talep edebileceği belirtilmiştir.

Genel olarak zarar, hukuka aykırı bir fiilden kaynaklanmakta olup haksız fiil sorumluluğu kapsamında tazmin edilmektedir. Ancak tehlike sorumluluğunda zarar hukuka uygun bir eylemden kaynaklanmaktadır. Hukuka uygun eylemden doğan zarar fedakârlığın denkleştirilmesi suretiyle karşılanmalıdır.[3]

Tehlike ve zarar verme ihtimali bulunan işletmenin faaliyetler topluma, ekonomiye, sanayiye olumlu katkıları nedeniyle müsaade edilmiştir. Tehlike ve zarar riski taşıyan ancak üstün bir çıkar için hukuka uygun olarak yürütülmesine müsaade edilen işletmenin faaliyetlerinden kaynaklanacak zararın denkleştirici hukukun gereği olarak tazmin edilmesi gereklidir. Dolayısıyla TBK m. 71’de tehlike sorumluluğu ve fedakârlığın denkleştirilmesi ilkeleri gereğince sorumluluk öngörülmüş ve bu durum maddenin kenar başlığında açıkça belirtilmiştir.[4]

Önemli ölçüde tehlike arz eden işletmelerin toplum açısından vazgeçilmezliği ve önemi bu faaliyetlerin tehlike ve risklerine katlanmayı mecbur kılmaktadır. Örneğin ilaç ve enerji üretiminden vazgeçmek mümkün değildir. Ancak bu işletmelerin tipik tehlikelerinden doğacak zararın da denkleştirilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Burada bahsedilen işletmenin her türlü faaliyetinden dolayı değil yüksek tehlike ve zarar riski taşıyan faaliyetlerinden kaynaklanan doktrindeki ifadesiyle tipik tehlikeden doğan zararın karşılanmasıdır.[5] Tipik tehlike söz konusu nesne veya faaliyete tehlike sorumluluğu bağlanmasının esas nedenidir. Örneğin patlayıcı madde üreten bir fabrikanın tipik tehlikesi bu maddelerin patlamasıdır. Bunun haricinde aynı fabrikaya ait malzemelerin taşınması sırasında bir kişinin üstüne düşerek zarar vermesi tipik tehlike olarak kabul edilemez. [6] TBK m.71’i uygulanırken, işletmenin tipik tehlikesi ve bunun gerçekleşip gerçekleşmediği hâkim tarafından takdir edilecektir.[7]

Önemli ölçüde tehlike arz eden işletmenin iki unsuru bulunmaktadır. Faaliyetlerinin sıkça veya ağır zarar vermeye elverişli olması objektif unsurdur. Uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesine rağmen tehlike önüne geçilemeyecek engellenemeyecek olması ise subjektif unsurdur. Tehlike sorumluluğundan bahsedebilmek için her iki unsurun da bulunması gereklidir.[8]

Türk hukukunda tehlike sorumluluğu kavramı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmeden önce özel hükümlerle düzenlenmiştir. Çalışma konumuzla da ilgisi olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunun 85. maddesinde motorlu araç işletenin ve teşebbüs sahibinin sorumluluğu düzenlenmiştir. Kanunun 85. maddesinde işletilen aracın bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına sebep olması halinde, motorlu aracı işleteninin ve bağlı bulunduğu teşebbüs sahibinin doğan zararlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı belirtilmiştir. Bu durumda zarar gören aynı kanunda öngörülmüş olan zorunlu mali sorumluluk sigortasına başvurarak zararın tazminini talep edebilecektir. Araç işletenin sorumluluğun kusursuz sorumluluk olması nedeniyle ödenecek tazminatın belirlenmesinde aracı işletenin kusurunun ağırlığı önemli değildir.[9] İşleten bu sorumluluktan ancak mücbir sebep, mağdurun veya üçüncü kişinin ağır kusuru bulunduğunu, ayrıca kendisinin veya fiillerinden sorumlu olduğu kimselerin hiçbir kusurunun olmadığını ispatlayarak kurtulabilecektir.[10]

Tehlike sorumluluğu ayrıca 2872 sayılı Çevre Kanununda çevre kirletenin sorumluluğu, 8559 sayılı Petrol Kanununda petrol hakkı sahibinin sorumluluğu, 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununda sivil hava aracını işletenin sorumluluğu düzenlenmiştir. 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununda devletin sorumluluğu, 4703 sayılı Ürünlere İlişkin Teknik Mevzuatın Hazırlanması ve Uygulanmasına Dair Kanunda üreticinin sorumluluğu ile ilgili hükümler yer almaktadır.[11] Son olarak 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanunda sivil amaçlı nükleer tesis işletenin ve nükleer madde taşıyanın sorumluluğu, 5977 sayılı Biyogüvenlik Kanununda genetik yapısı değiştirilmiş organizma ve ürünler ile ilgili faaliyette bulunanların sorumluluğu düzenlenmiştir.[12]

Yargıtay çeşitli kararlarında baz istasyonlarının verdiği zararları, iş kazası ve meslek hastalıklarını, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararları tehlike sorumluluğu kapsamında değerlendirmiştir.[13]


[1] Antalya, s. 72.

[2] Antalya, s. 81.

[3] Eren, s.505.

[4] Ayça Akkayan Yıldırım, “6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Düzenlemeleri Çerçevesinde Kusursuz Sorumluluğun Özel Bir Türü Olarak Tehlike Sorumluluğu,” İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C.LXX, S.1, 2012, s.214.

[5] Eren, s.501.

[6] Çağlar Özel, Adem Keleş, “Tehlike Sorumluluğu ve Türk Borçlar Kanununun 71. Maddesi Üzerine Bazı Düşünceler,” İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 15, Sayı: 2, Temmuz 2016, Sayfa: 350.

[7] Özel, Keleş, s.357.

[8] Antalya, s. 80.

[9] Kemal Oğuzman, Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C.II, İstanbul, 2013, s. 196.

[10] Güzin Üçışık, “Tehlike Sorumluluğunun Genel Kural İle Düzenlenmesi,” Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sempozyumu Kitabı, Gazi Üniversitesi, 2009, s129.

[11] Üçışık, s.132.

[12] Yasemin DURAK, “Tehlike Sorumluluğu,” Erciyes Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.9, S. 1, Haziran 2014, s.36.

[13] Güler Gümüşsoy, “6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununa Göre Tehlike Sorumluluğu,” İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S.2, s.36 vd.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir