Kusura Dayanan Sorumluluk

Doktrinde subjektif sorumluluk veya kusur sorumluluğu olarak da ifade edilen kusura dayalı sorumluluğun öncelikli şartı fiilin kusura dayanmasıdır.[1]

Türk hukuk sisteminde genel kural kişinin kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olmasıdır. Kusurlu davranış sonucu verilen zararların tazmin edilmesi gereklidir. Kusur; hukuka aykırı sonucu istemek (kast) veya bu sonucu istemiş olmamakla beraber hukuka aykırı davranıştan kaçınmak için iradeyi yeterli derecede kullanmamak şeklinde tanımlanmaktadır. Bir başka ifadeyle kusur, hukuk düzeni tarafından kınanan ve hoş görülmeyen davranışları ifade etmektedir. Kişinin hukuk kurallarına aykırı olan bu durumu engellemek için gereken gayreti göstermemesi kusurlu davranışı ortaya çıkarır. Benzer koşullardaki dürüst ve makul üçüncü şahısların davranışları ile bu kişinin davranışları arasında sapma kişinin kusurlu olduğunu gösterir.

Kusur, kasıtlı ve ihmali davranışlarla ortaya çıkabilir. Failin hukuka aykırı olan sonucun ortaya çıkmasını istememiş olmasına rağmen bunu önleyebilecek tedbirleri almaması ve gereken özeni göstermemiş olması nedeniyle ortaya çıkan zarar ihmali davranıştan kaynaklanmaktadır. Fail davranışlarının zarara sebep olacağını bilmesine rağmen isteyerek hareketlerine devam ediyorsa bu durumda kast hali söz konusu olacaktır.

Haksız fiilin gerçekleşmesinde kusurun derecesi önemli değildir. Ancak tazminatın belirlenmesi aşamasında kusurun ağırlığı veya hafifliği önem arz etmektedir. Kast kavramı farklı esaslar göz önünde bulundurularak doğrudan/dolaylı kast, genel/özel kast, ani/tasarlama/düşünce kastı, tehlike/zarar kastı, başlangıç/her zaman/ sonradan kastı gibi farklı başlıklar atında incelenmektedir. Kast çeşitleri daha çok Ceza Hukukunun inceleme alanına girmektedir. (Proje konumuz açısından kastın önemi, TTK m.886 ve CMR 29/1’de “kasta eşit kusur” halinde taşıyıcının sorumluluğuna ilişkin düzenleme yapılmış olmasıdır.)

Haksız fiil sorumluluğunda zarar gören, zarar verenin kusurunu ispatlamak zorundadır (TBK m.50/1). Bazı istisnai durumlarda ise zarar veren hakkında kusur karinesi söz konusudur. Bu durumlarda ispat yükümlülüğü tersine dönmekte olup, zarar veren kusursuz olduğunu ispatlamak zorundadır.

Hukuka aykırı fiilin sonucunda ortaya çıkan zararın tazmin edilebilmesi zararın kusurlu bir fiilden doğmasına bağlıdır. Kusurlu bir fiilden meydana gelmemişse mağdur zarara tek başına katlanmak zorunda kalır.

Kusur ilkesinin sorumluluğun temel ilkelerinden biri olarak kabul edilmesi, girişimcilerin gerekli özeni göstermek koşuluyla faaliyette bulunmalarını teşvik etmiştir.


[1] Mehmet Ayan, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 11.bs., Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2016, s.205.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir