AİHS ve AİHM Kararlarına Göre Hak Arama Özgürlüğü

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 6. maddesinde hak arama özgürlüğünü de kapsayan adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir.[1] AİHS’nde düzenlenen bu ilke Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihatlarıyla sürekli genişlemektedir. AİHM’e yapılan müracaatların birçoğunda bu ilkenin ihlali ileri sürülmektedir. AİHM kararlarında adil yargılanma hakkının hukukun en temel kuralı olduğu ve bu maddenin dar yorumunun bu hükmün kapsam ve amacına uygun düşmediği belirtilmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi hazırlanırken, idari yargının ve dolayısıyla idare hukukunun Sözleşme denetimi dışında tutulmasına karar verilmiştir. İdare hukuku milli ya da yerel nitelikte ve her ülkenin kendine özgü bir konu saymakta titizlendiği bir alan olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi mahkeme önüne gelen her idari uyuşmazlığın denetimini yapmadan önce ihtilafın medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili anlaşmazlıklarla ilgili olup olmadığına bakmıştır. Pelegrin-Fransa kararından hareketle Pelegrin Kriterleri olarak adlandırılan bu yaklaşıma göre devletin egemenlik yetkilerini doğrudan veya dolaylı kullanan ya da kamu otoritelerinin genel menfaatinin korumaktan sorumlu kamu personelin Sözleşmenin 6. maddesi ile koruma altına alınmadığına karar vermiştir. AİHM, polislik ve askerlik mesleğinde uygulanan disiplin cezaları, barolar, meslek odası veya birlikleri gibi kurumlar tarafından üyelerinin meslek kuralarına aykırı davranışları, mesleğin saygınlığına zarar veren filleri nedeniyle uygulanan disiplin cezalarını görev alanı içerisinde değerlendirmemiştir. Mahkemenin bu tutumu bu düzenlemelerin “Hukuk Devleti” ilkesiyle bağdaşır olduğu anlamına gelmemektedir. Mahkeme’nin böyle bir içtihat ortaya koyması kendisini bu konuda yetkisiz görmesinden ileri gelmektedir.[2]

AİHM’in 2007 yılında Vilho Eskelinen ve Diğerleri–Finlandiya kararı ile içtihat değişikliğine giderek 6. maddenin kapsamını kamu personeli açısından genişletmiştir. Bu kararla idarenin işlem ve eylemlerinin yargı denetimi dışında tutulması AİHM tarafından mahkemeye başvurma hakkına aykırılık olarak görülmüştür.

AİHS’nin 13. maddesine göre “Bu Sözleşmede tanınmış hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış olsa da, ulusal bir makama başvuru imkânına sahiptir”. Sözleşmede başvuru hakkı verilmesi yeterli görülmemiş “etkin” olması; yani düzenlenecek başvuru yollarının sonuç alınabilecek, başvuranın hakkını elde etmesine imkân sağlayacak şekilde belirlenmesi istenmiştir.[3]


[1] AİHS 6. Maddesi: Herkes, gerek medenî hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezaî alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir. Hüküm açık oturumda verilir; ancak, demokratik bir toplumda genel ahlâk, kamu düzeni ve ulusal güvenlik yararına, küçüklerin korunması veya davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya davanın açık oturumda görülmesinin adaletin selametine zarar verebileceği bazı özel durumlarda, mahkemenin zorunlu göreceği ölçüde, duruşmalar dava süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak sürdürülebilir. 2.Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır. 3.Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve ayrıntılı olarak haberdar edilmek; b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak ve eğer avukat tutmak için malî olanaklardan yoksun ise ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek; d)İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında çağrılmasının ve dinlenmesinin sağlanmasını istemek; e)Duruşmada kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından para ödemeksizin yararlanmak.” şeklindedir.

[2] Sercan Coşkun Kulak, “Anayasa m. 90/5 ve AİHS m. 6/1 Karşısında Uyarma-Kınama Cezaları ve Yargısal Denetimi”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.65, 2006, s.153.

[3] Ayvaz Cebre, Hak Arama Yolları ve Adil Yargılanma Hakkı, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, C.1, Y.2, S.5.,2011, s.375.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir