Düzenleyici İşlemlerle Suç ve Cezaların Tanımlanması

2010 yılı referandumunda Anayasanın 128. maddesine “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” hükmü eklenmiştir. Bu değişiklik ile kamu personeline ilişkin genel düzenlemelerin ve kamu personelinin statülerinin, ancak kanun ile düzenlenebileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu maddede disiplin suç ve cezalarına açıkça yer verilmemesine rağmen, disiplin suç ve cezaların diğer özlük işleri kapsamında olduğu açıktır.

Anayasa Mahkemesinin kararları incelendiğinde, Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan “kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesinin, disiplin hukuku bakımından uygulanması gerektiği noktasında içtihat oluşturduğu açıkça görülmektedir.[1]

Anayasa Mahkemesi bir kararında disiplin cezalarında kanunilik ilkesinin geçerli olduğunun altını çizerek, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun, hizmet içi eğitim programlarına uymayan ve bu programlarda başarılı olmayan sağlık personeline Bakanlıkça geçici veya daimi meslekten uzaklaştırma cezası verilmesini düzenleyen hükmünü, cezalardan hangisinin hangi durumlarda verileceğini belirtmeyip yönetime çok geniş takdir yetkisi vererek; “ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbiri ancak kanunla konulur” diyen Anayasanın 38. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiştir. [2]

Anayasa Mahkemesi, 22 Ocak 1990 tarih ve 399 sayılı “Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin cezalara ilişkin hükümlerini Anayasa’nın 38. maddesindeki KHK ile düzenlenemeyecek konular arasında yer aldığı gerekçesiyle iptal etmiştir. Kararda disiplin suç ve cezaları da 38. madde kapsamında değerlendirilmiştir.[3]

Kararda; “Anayasa’nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmamış, ayrıca ceza yerine geçen güvenlik önlemleri de madde kapsamına alınmıştır. Buna göre, disiplin cezaları Anayasa’nın 38. maddesi kapsamındadır. Anayasa’nın “Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar” başlıklı 38. maddesi, İkinci Kısmın İkinci Bölümünde yer almaktadır. Bu bölümde yer alan haklar ve ödevler Anayasanın 91. maddesi uyarınca KHK ile düzenlenemeyecek konular arasına girmektedir. Bu yüzden KHK’nin disiplin cezaları ile ilgili hususları düzenleyen maddeleri Anayasa’nın 91. maddesine aykırıdır.” denilmiştir.[4]

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 53’üncü maddenin (b) fıkrasında; “Öğretim elemanları, memur ve diğer personelin disiplin işlemleri, disiplin amirlerinin yetkileri, Devlet memurlarına uygulanan usul ve esaslara göre Yükseköğretim Kurulunca düzenlenir.” hükmü yer almıştır. Bu hüküm gereğince hazırlanan Yüksek Öğretim Kurumları Yöneticisi, Öğretim Elemanları ve Memurların Disiplin Yönetmeliğinin 11. maddesinde her hangi bir kanunda olmayan “Öğretim Mesleğinden ve Kamu Görevinden Çıkarma” cezası öngörülmüştür. Bir idari işlem olan yönetmelik ile Anayasanın 70. maddesinde düzenlenen ve temel hak ve hürriyet niteliğinde olan “kamu hizmetine girme hakkının sınırlandırılması Anayasanın 13. maddesine aykırı olarak değerlendirilmiştir.[5] Bu nedenle 2014 yılında söz konusu ceza Yükseköğretim Kanununa eklenmiştir. Daha sonra 2016 yılında kapsamlı bir değişiklik yapılarak, Yönetmelikteki hükümler Kanun kapsamına alınmıştır.


[1] Hüsamettin Uğur, “Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi ve Anayasa Mahkemesi Kararları Karşısında Yaptırımsız Kalan Bazı Suçlar”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S: 91, Kasım-Aralık 2010, s.304.

[2] Anayasa Mahkemesinin 19.04.1988 tarihli E.87/16, K.88/8, sayılı kararı için bkz. Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi Y.1989, S.24, s.81. Kararda; “Yönetim, yasal belirleme ve dayanak olmadan herhangi bir davranışın yaptırım gerektirdiğini takdir edip kendi yetkisiyle bu konuda kural koyamaz. … Suç ve cezalar, Anayasa’ya uygun olarak yasayla konulabilir. Yönetim, kendiliğinden suç ve ceza yaratamaz. Bir disiplin cezası sayılacak meslekten geçici ve sürekli uzaklaştırma (çıkarma) da programa uymama ya da başarılı olamama eylemleri belirlenmişse de “uymama”nın tanımı yapılmamış hangi eylemlerin “uymama” sayılacağı açıklanmamıştır. İçeriği çok geniş ve değişik biçimde yorumlanmaya elverişli “uymamak” kavramı, buna bağlı disiplin cezalarının uygulanmasında anlayış, yorum ve değerlendirme ayrılıklarına dayalı olarak eşitsizlik, çelişki, haksızlık doğurabileceği gibi yönetime, her an keyfiliğe dönüşmesine olanak verecek, geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır. “Kanunsuz suç ve ceza olmaz” ilkesi uyarınca bir hukuk devletinde, ceza yaptırımına bağlanan her eylemin tanımı yapılmalı, suçlar kesin biçimde ortaya konulmalıdır. Anılan ilkenin özü, yasanın ne tür eylemleri yasakladığının hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirtmesi ve buna göre cezasının da yasayla saptanmasıdır. … İncelenen yasa “Hizmet içi eğitim programına uymamak” gibi içeriği belirsiz bir eyleme yaptırım getirerek Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık yaratmakla kalmamış, cezalardan hangisinin hangi durumlarda verileceğini belirtmeyip yönetime çok geniş takdir yetkisi vererek “Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” diyen Anayasa’nın 38. maddesinin üçüncü fıkrasına da aykırı düşmüştür”. denilmiştir.

[3] Karahanogulları, a.g.m., s.393

[4] AYM, E. 1990/12, K. 1991/7, KT. 04.04.1991. Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, C: 1, S: 27, 1993, s. 239.

[5] Gözler, a.g.e., s.758.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir