Disiplin Hukukunda Kanunilik İlkesi

1982 Anayasası, kamu personeli disiplin hukuku bakımından üç temel ilke öngörmektedir: Kanunilik ilkesi, savunma hakkı ve yargı yolu güvencesi.[1]

Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi, yasada gösterilmeyen fiillerin suç oluşturmadığı ve bir fiilden dolayı ancak yasada karşılık olarak gösterilen cezanın veya güvenlik tedbirinin verilebileceğini ifade etmektedir.[2]

Suçların ve cezaların önceden kanunla açıkça belli edilmesi, kişi özgürlüğü ve güvenliği bakımından olmazsa olmaz kabul edilmektedir. Kanunilik veya yasallık ilkesi hukuk devletinin bir unsurudur. Suç ve cezaların yasa ile değil de yönetim eliyle değiştirilmesi durumunda kişi güvenliğini zedelenebilecek ve herkes için uygulanamayabilecektir.[3] Suçların önceden belirlenmesi, bireyin davranışlarını belirlemesi açısından önemlidir. Bu belirlilik keyfi davranışların önüne geçecek veya en aza indirgeyecektir.[4]

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi çağdaş hukukta ceza hukukuna özgü bir ilke olmaktan çıkarak çağdaş kamu hukukunun bir prensibi haline gelmiş, anayasalarda ve ceza yasalarında kendine yer edinmiştir.

Kanunilik ilkesi, kaynağını Anayasa’nın 7. maddesinden almaktadır. Bu maddeye göre “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türk Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” şeklindedir. Yasama yetkisinin devredilmezliği olarak da anlaşılan bu ilke, kanun tarafından açıkça yetkilendirilmeden hiçbir idari yaptırımın uygulanamayacağını ifade etmektedir.

Anayasanın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.” denilmektedir.

Anayasanın 38. maddesinin bu konudaki ilgili fıkra hükümleri şöyledir: “(1)Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. (2) Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. (3) Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur. …(8) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez. …(11) İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz. Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir.”

Anayasanın 38. maddesine uygun olarak Türk Ceza Kanununun 2. maddesinde yer alan “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığı ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde yasada gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7. maddesinde “Hiç kimse, işlendiği zaman milli ve milletlerarası hukuka göre suç sayılmayan bir fiil veya ihmalden dolayı mahkûm edilemez. Yine hiç kimseye, suçun işlendiği sırada uygulanabilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” denilmektedir.

Ceza hukukunda suç olarak kabul edilen davranış biçimleri ceza kanunlarında tek tek tanımlanmıştır. Eğer fiil kanunda tanımlanan tipe uymuyorsa “suç” olarak kabul edilmez ve cezalandırılmaz. Bu nedenle suç tanımlarının kanunda “açık” ve “belirli” biçimde yapılması; yine ceza hukukunda geçerli olan kıyas yasağı ilkesinin sonucu olarak kanundaki suç tipine uymayan bir fiilin, benzer suç tipi referans gösterilerek cezalandırılmaması gerekir.

Disiplin suç ve cezalarında Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesinin geçerli olup olmadığı noktasında doktrinde yer alan görüşler üç grupta incelenebilir. Birinci grup görüş, disiplin suç ve cezalarında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin geçerli olduğunu savunmaktadır. İkinci grup ise, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, disiplin suç ve cezaları bakımından uygulanmasının mümkün olmadığı görüşü yer almaktadır. Son grup ise, disiplinsizliklerin tespiti bakımından, suçta kanunilik ilkesinin uygulanmaması gerektiğini, ancak cezada kanunilik ilkesinin disiplin hukukunda da yeri olduğunu ifade etmektedir.

Birinci grupta olan yazarlara göre, disiplin suç ve cezalarında kanunilik ilkesine uyulmaması, idarenin düzenleyici işlemleri ile disiplin suç ve cezalarının düzenlenmesi yasama yetkisinin gaspı anlamına gelecektir. Disiplin suç ve cezaları, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine riayet ederek düzenlenmelidir. Disiplin suç ve cezaları arasında bir ayrıma gitmeden, disiplin suç ve cezalarının Anayasa’nın 38. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.[5] Disiplin cezalarının sadece mesleğe ilişkin hak ve yükümlülükleri etkilediği, belli statüde bulunan kişiler bakımından uygulandığı, ilgili mesleğin iç düzeniyle ilgili olduğu gerekçeleri kanunilik ilkesinin disiplin suç ve cezalarında göz önüne alınmaması için bir gerekçe oluşturmaz.[6] Anayasa’nın 38/11 fıkrasında Silahlı Kuvvetlerin iç düzeni bakımından tanınan istisna, kanunî dayanağı olmadan disiplin suçu ihdas etme istisnası değil, disiplin suçlarına hürriyeti bağlayıcı ceza verilebilmesi istisnasıdır.[7]

İkinci grupta bulunan yazarlara göre; suçta ve cezada kanunilik ilkesi Ceza Hukukunda geçerli olabilecek bir ilkedir. Söz konusu ilkenin disiplin hukukunda uygulama alanı yoktur.[8] Kanunilik ilkesi, idari ceza hukukunda, ceza hukukunda olduğu gibi kesin şekilde uygulanmamakta ve uygulanma zorunluluğu da bulunmamaktadır. Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan ilkelere disiplin suç ve cezalarında uyulması zorunlu olmamakla birlikte, bu ilkeler disiplin suç ve cezalarının düzenlenmesinde yol gösterici olabilecektir. Disiplin cezalarında kanunilik ilkesinin anayasal veya yasal bir dayanağı olmamakla birlikte, içtihadi bir ilke olarak göz önüne alınmaktadır. Bununla birlikte mevzuatımızda disiplin cezalarında kanunilik ilkesinin uygulanması memur bakımından ayrıca bir teminat teşkil etmektedir.

Üçüncü grupta bulunan yazarlar, ilkeyi disiplin suçlarında kanunilik ve disiplin cezalarında kanunilik olarak ikiye ayırarak incelemektedir. Bu grupta bulunan yazarlara göre, disiplinsizliklerin tespitinde disiplin amirinin kıyas yetkisi bulunmalı, ancak sınırsız olmamalıdır. Kıyas konusunda genel ilke ve esaslar konulmalıdır.[9] Etkin bir disiplin sistemi kurma gerekliliğinin, disiplin suçu sayılabilecek tüm eylemlerin tanımlanmasını olanaksız kılmasından dolayı ilke, disiplinsizliklerin tespiti bakımından uygulanmamalı, ancak hangi disiplinsizliğin karşılığında hangi disiplin cezasının uygulanacağına kanunda yer verilmelidir.[10]

Kanunilik ilkesinin disiplin hukukundaki uygulanışında genel olarak iki konu sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Birinci sorun disiplinle ilgili konuların sadece kanunla mı düzenlenmesi gerektiği diğer bir ifadeyle idarenin düzenleyici işlemlerle (tüzük, yönetmelik vs.) bu alanda düzenleme yapıp yapamayacağıdır. İkinci sorun ise suçun unsurlarının kanunda ön görüldüğü şekilde tam olarak gerçekleşme şartının (suçta tipiklik) disiplin suçlarında da katı bir şekilde aranıp aranmayacağıdır.


[1] Akyılmaz, a.g.e., s. 241.

[2] Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 10. B., Ankara, Adalet Yayınları, Temmuz 2016, s.107.

[3] Bahri Öztürk, Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbirleri Hukuku, 13.B., Ankara, Seçkin Yayınları, 2013, s. 36.

[4] Kılınçarslan, a.g.m., s. 8.

[5] Ramazan Yıldırım, “Türk Askerî Disiplin Hukukuna Kısa Bir Bakış”, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Dergisi, S: 14, 2000, s. 5;

[6] Akyılmaz, a.g.e., s.246.

[7] Faruk Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14.B., Ankara, Seçkin Yayıncılık, 1997, s. 94.

[8] Oğuz Sancakdar, Disiplin Yaptırımı Olarak Devlet Memuriyetinden Çıkarma ve Yargısal Denetimi, Ankara, Yetkin Yayınları, 2001, s.19.

[9] Kemal Gözler, İdare Hukuku, Bursa, Ekin Kitabevi, 2009, s.752.

[10] ASLAN, Zehreddin, 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununa Göre Disiplin Suç ve Cezaları, İstanbul, 2001, s.136.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir