Ege Denizindeki Ada ve Adacıklar Konusunda Emsal Karar

Eritre Devleti ile Yemen Cumhuriyeti arasında ihtilaflı olan ada ve adacıklara ilişkin Uluslararası Sürekli Hakem Mahkemesinin kararı, Ege Denizindeki ada ve adacıklar konusunda emsal olabilecek niteliktedir.

Eritre-Yemen Kararı

Eritre Devleti ile Yemen Cumhuriyeti arasında, eski Osmanlı toprağı olan Kızıldeniz’deki bazı adaların egemenliği ve deniz sorunları ile ilgili uyuşmazlığı çözüme kavuşturmak amacıyla 1996 yılında Lahey’de bulunan Uluslararası Sürekli Hakem Mahkemesine (PCA: Permanent Court of Arbitration) başvurmuştur.[1]

Tarafların uyuşmazlık konusu adalar üzerindeki hak iddiasınınLozan Andlaşmasının 16’ncı maddesi ile bağlantılı olması nedeniyle Mahkeme bu maddeyi yorumlayarak kararını vermiştir.[2]

Eritre Devleti, Lozan Andlaşması ile Osmanlı Devletinin uyuşmazlık konusu adalar üzerindeki egemenlik hakkından feragat ettiğini, 1923’te İtalya’nın etkin işgal yoluyla kazandığı egemenlik hakkının daha sonra Etiyopya’ya geçtiğini, 1933’te bağımsızlığını kazanması ile kendisine intikal ettiğini öne sürmüştür. Eritre’nin görüşüne göre Osmanlı Devletinin feragat ettiği topraklarda egemenlik sorununu çözmek için uluslararası hukukun toprak kazanmaya ilişkin olan fetih (conquest), etkin işgal (effective occupation) ve karasuları içindeki konum (location within the territorial sea) kavramlarının ele alınması gereklidir.[3] Eritre uyuşmazlık konusu adaları “etkin işgal” yoluyla kazandığını savunmaktadır.[4]

Yemen Cumhuriyeti, Osmanlı Devletinin egemenlik hakkından feragat etmesiyle birlikte adaların önceki sahibi olan Yemen halkına geri döndüğünü iddia etmiş, tarihten gelen özelliklerini ön plana çıkarak egemenlik hakkını savunmuştur.[5]

Sürekli Hakem Mahkemesinin kararda aşağıdaki hususlar belirtilmiştir.

–           Anadolu kıyılarından 3 mil uzakta olan uyuşmazlık konusu adalar Lozan Andlaşması’nın 16’ncı maddesiyle Osmanlı Devletinin feragat ettiği adalar arasında yer almaktadır. Anlaşmada Osmanlı Devletinin sahip olduğu topraklardan feragat ettiği belirtilmiş olmasına rağmen bunların kime ait olacağı sorusuna cevap verilmemiştir.

–           Osmanlı Devletinin feragat etmesi nedeniyle, toprakların önceki sahibi olduğunu savunan Yemen’e geri döneceği düşüncesi kabul edilmemiştir.

–           Feragat edilen topraklar “sahipsiz toprak” değil, “egemenliği belirlenmemiş” toprak statüsüne dönüşmüştür. İşgal ancak sahipsiz topraklar üzerinde söz konusu olduğuna göre adaların işgal edilerek kazanılması hukuken mümkün değildir. Bu toprakların aidiyeti sorunu ilgili taraflarca çözülene kadar geçici olarak (pro tempore) belirsiz bırakılmıştır. Tek bir taraflı olarak yapılan eylemlerle, kazandırıcı zamanaşımı yoluyla egemenlik tesis edilmesi mümkün değildir.[6]

–           Lozan Andlaşmasının imzalandığı tarihte veya sonrasında adalar üzerinde hukuki iddiası veya siyasi çıkarları bulunanların tamamı” ilgili taraf olarak çözüme yönelik girişimlerde bulunabilir.[7]

–           Lozan Andlaşması’nın 16’ncı maddesinde yer alan ada sözcüğü ada ve adacıkları da kapsamaktadır.[8]

Tarafların tarihi haklarının varlığı iddiaları ikna edici delillerle ispatlanamadığı için mahkeme adalar üzerinde devlet fonksiyonlarını incelemeye sevk etmiştir. Devletlerin adalar üzerindeki denizcilik, petrol, turizm faaliyetlerini, deniz feneri kurulması vb. girişimlerini incelemiş, devlet otoritesini en etkin şekilde kullanan tarafın egemenlik hakkına sahip olması gerektiğine karar vermiştir.[9]    

Eritre-Yemen Kararının Ege Uyuşmazlığı Tezlerine Etkisi

Lozan Andlaşmasında Ege Adaları ile ilgili özel hükümler varken Kızıldeniz hakkında özel bir hüküm yoktur. Bir konuya ilişkin özel hüküm varken genel hükmün uygulanmayacağına ilişkin esaslar göz önünde bulundurulduğunda 16’ncı maddenin Kızıldeniz’deki etkisi ile Ege’deki etkisinin farklı olacağını söylemek mümkündür.[10]

Hakem mahkemesinin yorumu adaların kime ait olduğu sorusuna değil, kime ait olmadığı sorusuna cevap vermiştir.[11]

Mahkeme feragat edilen toprakları “sahipsiz toprak” değil, “egemenliği belirlenmemiş” toprak olarak değerlendirmiştir. Bu toprakların aidiyeti sorunu ilgili taraflarca çözülene belirsizlik statüsünün devam edeceği kabul edilmiştir. Bu süre içerisinde taraflardan herhangi birinin tek taraflı eylemleriyle kendiliğinden hak sahibi olamayacağına, tarafların görüşerek uyuşmazlığı çözmesi gerektiğine karar verilmiştir.[12]

Mahkemenin bu yorumunun Ege’deki uyuşmazlığa uygulanması halinde kritik sonuçlar ortaya çıkabilecektir. Bu durumda;

Osmanlı Devleti adalar üzerindeki haklarından feragat etmiştir ancak Yunanistan açısından doğrudan hak doğurmamıştır. Yunanistan adaların blok halinde kendisine devredildiğine dair tezini, Türkiye de Osmanlı Devletinin ardılı olarak doğrudan hak sahibi olduğu tezini savunamayacaktır.[13]

Feragat edilen topraklar ilgili taraflarca aidiyet sorunu çözülene kadar “egemenliği belirlenmemiş toprak” statüsüne girecektir. İlgili taraflar anlaşana kadar hiçbir devlet tek taraflı yöntemlerle egemenlik hakkına sahip olamayacaktır.[14]

Uluslararası hukuk gereği sadece sahipsiz topraklar işgal etmek suretiyle ele geçirilebilir. Ege adaları “sahipsiz” değil “egemenliği belirlenmemiş” statüsünde olduğuna göre Yunanistan’ın işgal etmesi sonuç doğurmayacaktır.[15]

Ada sözcüğünün ada ve adacıkları kapsadığına dair değerlendirme karşısında Türkiye’nin adacıklar ve kayalıklar üzerindeki hakları korunamayacaktır.

Adaların statüsünü hiçbir devlet tek taraflı belirleyemeyeceğinden her iki devlet de diğer tarafla anlaşmadan hak sahibi olamayacaktır.

Aidiyet sorununu çözecek tarafların kimler olacağı sorusunun cevabı da mahkeme kararında verilmiştir. Buna göre, anlaşmanın yapıldığı tarihte veya gelecekte adalar üzerinde hukuki iddiası ve siyasi çıkarı olanlar ilgili taraf olarak görüşmelerde yer alacaktır. Bu ifadeden hareketle de Türkiye ilgili taraf statüsünde adaların aidiyetini belirleyecek devletlerden biri olacağı söylenebilir. [16] Sevr Andlaşmasının 132’nci maddesinde genel feragat hükmü yer almaktadır. Ancak bu andlaşma yürürlüğe girmediği için Türkiye’nin ilgili taraf olarak değerlendirilmesinde engel bulunmamaktadır.


[1] Kurumahmut, Başeren, (Ege’de Gri) a.g.e., s.44

[2] Award of the Arbitral Tribunal in the First Stage of the Proceedings (Territorial Sovereignty and Scope of the Dispute), Eritrea/Yemen (Oct. 9, 1998), (çevrimiçi) https://pcacases.com/web/view/81 ve (çevrimiçi) https://pcacases.com/web/sendAttach/517, 12.04.2017. Bundan sonra yapılacak atıflarda Kararın ilgili paragraf numarasına işaret etmek üzere “para.” kısaltması kullanılacaktır.

[3] Para.19.

[4] Para.13.

[5] Para.31,34.

[6] Para.165.

[7] Para.158.

[8] Para.158.

[9] Sertaç Hami Başeren, “Uluslararası Sürekli Hakem Mahkemesi’nin Eritre-Yemen Kararının Ege’deki Egemenlik Uyuşmazlığına Tesirleri”, Ege’de Egemenliği Devredilmemiş Adalar, (yay.haz.) Sertaç Hami Başeren, Ali Kurumahmut, Ankara, SAEMK, 2003, s.96.

[10] Kurumahmut, Başeren, (Ege’de Gri) a.g.e., s.72.

[11] W. Michael Reisman, “The Government of the State of Eritrea and the Government of the Republic of Yemen” International Decisions, (ed. by) Bernard H. Oxman, AJIL, vol. 93, no.3, 1999, s. 671.

[12] Kurumahmut, Başeren, (Ege’de Gri) a.g.e., s.76.

[13] Başeren, (Ege Sorunları) a.g.e., s.63.

[14] Başeren, (Ege Sorunları) a.g.e., s.62.

[15] Kurumahmut, Başeren, (Ege’de Gri) a.g.e., s.76.

[16] Başeren, (Ege Sorunları) a.g.e., s.64.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir