Kardak Kayalıkları Konusunda Türkiye ve Yunanistan’ın Görüşleri

Egemenlik uyuşmazlığında Lozan Andlaşmasından önceki düzenleme ve gelişmelere tarafların herhangi bir itirazı bulunmamaktadır. Görüş ayrılıkları Lozan Andlaşması ile başlamaktadır. Her iki taraf da görüşünü hukuki esaslara dayandırmaktadır.

Türkiye, geçerli herhangi bir uluslararası andlaşmayla bir başka devlete devredilmeyen Kardak Kayalıklarının egemenliğinin, Osmanlı Devleti’nin halefi olan Türkiye Cumhuriyeti’nde kaldığını belirtmektedir.[1] Türkiye Lozan Barış Andlaşması ile devredilen ada, adacık ve kayalıkların dışında kalan 150 kadar coğrafi yapı üzerinde egemenlik hakkını koruduğunu beyan etmektedir.

Yunanistan Kardak kayalıkları üzerindeki egemenlik iddiasını uluslararası hukukun devir (cession) yoluyla ülke kazanma esasları üzerine inşa etmeye çalışmaktadır. Bu görüşe göre Lozan Andlaşması’nda Türkiye’de kalacağı açıkça belirtilen coğrafi oluşumlar haricindeki tüm ada, adacık ve kayalıklar İtalya’ya devredilmiştir. Bu formasyonlar daha sonra 1947 Paris Andlaşması ile Yunanistan’a geçmiştir. Türk ve İtalyan heyetler tarafından 28 Aralık 1932 tarihinde imzalanan toplantı tutanağı ile Kardak Kayalıklarının açıkça İtalya’ya devredildiğini, dolayısıyla 1947’de Yunanistan’a devredilmesinde herhangi bir tereddüt olmadığını öne sürmektedir.

A. Lozan Barış Andlaşması’nın Hükümleri

24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Andlaşması’nın 12, 15 ve 16’ncı maddeleri Ege Denizinde yer alan adaların durumunu düzenlemektedir. Ayrıca 6’ncı maddenin son fıkrasında yer alan “üç mil ilkesi” ada ve adacıkların hukuki statüsü açısından önem arz etmektedir.

Madde 6-

Bir ırmak ya da akarsuyun, kıyılarıyla değil de, yatağı ile belirlenen sınıra gelince, işbu Andlaşmanın tanımlarında kullanılan (Cours) yatak veya (Chenal) kanal terimleri, bir yandan, ulaşıma uygun, olmayan ırmaklarda su yatağının ya da başlıca kolunun, öte yandan gidiş gelişe uygun, olan ırmaklarda başlıca ulaşım kanalının orta çizgisi anlamına gelir.

Bununla birlikte, yatak ya da kanalın olası değişmelerinde, sınır çizgisinin, yukarıda belirtilen biçimdeki çizgiyi mi izleyeceğine, yoksa anılan, yatak ya da kanalın işbu Andlaşmanın, yürürlüğe konulduğu andaki durumuna göre kesinlikle mi belirleneceğine karar vermeğe Sınır Çizim Komisyonu yetkili olacaktır.

İşbu Andlaşmada tersine bir hüküm olmadıkça, deniz sınırları kıyıdan üç milden aşağı uzaklıktaki ada ve adacıkları kapsar.

Madde 12

İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları dışında, Doğu Akdeniz Adaları ve özellikle Limni, Semendirek, Midilli, Sakız, Sisam ve Nikarya Adaları üzerinde Yunan egemenliğine ilişkin 17/30 Mayıs 1913 günlü Londra Andlaşmasının beşinci ve 1/14 Kasım 1913 günkü Atina Andlaşmasının on beşinci Maddeleri hükümleri uyarınca 13 Şubat 1914 günkü Londra Konferansında alınıp 13 Şubat 1914 günü Yunan Hükümetine bildirilen karar, işbu Andlaşmanın İtalya’nın egemenliği altına konulan ve on beşinci Maddede yazılı olan Adalara ilişkin hükümleri saklı kalmak koşulu ile doğrulanmıştır. Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, işbu Andlaşmada tersine hüküm olmadıkça, Türkiye egemenliği altında kalacaktır.

Türkiye, Lozan Andlaşmasının 6’ncı ve 12’nci maddelerinde yer alan “üç mil” düzenlemesiyle bu mesafeden daha uzaktaki ada, adacık ve kayalıklardan vazgeçilmediğini savunmaktadır. Türkiye bu maddeyle kıyı devletinin güvenliğini sağlamak amacıyla 3 mil içerisindeki haklarının teyit edildiğini, 3 milden ötedeki tüm adalardan vazgeçilmek istenseydi bu durumunun açıkça belirtilmesi gerektiğini öne sürmektedir. “Asya kıyılarından üç mil açığa kadar yer alan tüm ada ve adacıklar Türkiye egemenliğinde, bunun dışındaki tüm ada ve adacıklar ise Yunanistan’ın egemenliğine geçecektir” gibi çok net bir ifade ile adalar üzerindeki egemenlik hakkından vazgeçilmediğine göre Yunanistan’ın görüşünün hukuki dayanaktan mahrum olduğu söylenebilir.[2]

Lozan Andlaşmasının 12’nci maddesi gereğince İmroz ve Bozca Adaları ile Tavşan Adaları hariç Asya kıtasına 3 milden daha uzak olan ve 13 Şubat 1914’te “Yunan işgalinde bulunan” bütün Ege adalarında Yunanistan’ın egemenlik hakkı korunacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken husus; 3 millik mesafenin ötesinde kalmış olmasına rağmen Yunan işgali altında olmayan adalarla ilgili düzenleme yapılmamış olmasıdır. Bölgedeki ada, adacık ve kayalıkların sayısı göz önünde bulundurulduğunda tüm bunların işgal edilmesi pratikte mümkün de değildir. 

Üç millik hattın ötesinde bulunan ve 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan işgali altına olmayan adalar Yunanistan’a devredilmemiştir. Bu kapsamda Koyun Adası, Paşa, Vaton, Gavati, Andiipsara, Hurşid ve Fornoz Adaları üzerinde Türkiye’nin egemenliği hukuken devam etmektedir.[3]

Lozan Antlaşması’nda aksine açık bir hüküm bulunmadıkça 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan işgali altında bulunmuş olsa dahi, Anadolu’nun 3 mili içinde bulunan bütün ada, adacık ve kayalıklar Türkiye’nin egemenliği altındadır.[4]

Yunanistan’a göre 12’nci maddede Türkiye’de kalacak adalar ismen sayıldığına göre bunların dışında kalan adalar üzerinde Türkiye’nin egemenlik hakkı bulunmamaktadır. Kardak Kayalıklarının Anadolu Kıyılarından 3,6 ve 3,9 km. uzaklıkta olmasından hareketle, adaların önce İtalya’ya daha sonra 1947 Paris Andlaşması ile Yunanistan’a devredildiğini iddia etmektedir. Yunanistan’ın iddiasına göre Türkiye sadece Bozcaada, Gökçeada ve Tavşan Adaları ile Anadolu kıyılarından en fazla üç mil uzaklıkta olan coğrafi yapılar üzerinde hak sahibidir.[5]

Madde 15

Türkiye aşağıda sayılan Adalar üzerindeki tüm hak ve senetlerinden İtalya yararına vazgeçer. Bugün İtalya’nın işgali altında bulunan Astampalya (Astropalia), Kodoş (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Piskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Lcros, Patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve Istanköy (Koş) Adaları ile bunlara bağlı olan adacıklar ve Meis (Castellorizo) Adası (2 numaralı haritaya bakılması).

Lozan Andlaşmanın 15’nci maddesinde ismen belirtilen 13 adanın, bunlara bağlı (dependent) adacıkların ve Meis adasının İtalya’ya devredilmesine karar verilmiştir. Andlaşma metninde veya ekinde yer alan haritalarda adalara bağlı adacıkların belirtilmemiş olması, “adacık” ve “bağlı adacık” kavramlarının tanımının yapılmamış olması görüş ayrılıklarının kaynağıdır.

Yunanistan, Kardak Kayalıklarının bu maddede belirtilen adacıklarla birlikte İtalya’ya devredildiğini savunmaktadır. Kardak kayalıklarının Kalymnos Adasına 5.35 ve 5.58, Kalolimnos Adacığına ise 1.90 ve 1.08 deniz mili uzaklıkta olmasına dikkat çekmektedir. Bu görüşe göre Kardak Kayalıkları Kalolimnos Adacığına bağlıdır. Birçok uluslararası anlaşmanın ada, adacık ve kayalıklar arasında ayrım yapmadığını, sadece “ada” kavramına yer verildiğini belirterek, Kardak KayalıklarınınLozan Andlaşması’nın 15’nci maddesi gereği İtalya’ya devredildiğini savunmaktadır. Yunanistan’a göre 28 Aralık 1932 tarihli belge bu madde kapsamını net bir şekilde açıklığa kavuşturmaktadır.[6]

Türkiye “adacık” ve “bağlı adacık” kavramlarının tanımı ve kapsamı nedeniyle Yunanistan ile görüş ayrılığı yaşamaktadır. Türkiye bu kavramları coğrafî, jeolojik ve lojistik açılardan değerlendirerek itirazlarını sıralamaktadır.

–           Kardak Kayalıkları coğrafi olarak Anadolu’nun deniz altındaki doğal uzantısıdır. 15’inci maddede ismen sayılan adalardan herhangi birine bağlı değildir.[7]

–           Uluslararası hukukta “bağlı adacığa bağlı adacık” gibi bir kavram yoktur. Dolayısıyla Kardak’ın Kalolimnos Adacığına bağlı olması mümkün değildir. Kardak Kayalıklarının bağlı olabileceği en yakın ada Türkiye’ye ait olan 2,2 mil uzaklıktaki Çavuş Adası’dır. En yakın Yunan adası ise 5.35 ve 5.58 mil uzaklıktaki Kalymnos Adasıdır. Dolayısıyla yakınlık ve bağlı olma ölçütü dikkate alındığında Kardak Türkiye’ye aittir.[8]

–           İnsan yaşamına elverişli olmayan bu coğrafi yapılar adacık değil, kayalık niteliğindedir. Lozan Andlaşmasında adacıklardan bahsedilmesine rağmen kayalıkların devri öngörülmemiştir. Andlaşma’nın lafzı gereği devredilen alanlar sadece adacıklar (islets) ile sınırlı olup kayalıklar (rocks) bu kapsamda değerlendirilemezler.[9]

–           Uluslararası hukukta toprak kazanma yöntemlerinden olan devir işlemleri yapılırken, devredilen bölge açık ve net bir şekilde tanımlanmalıdır. Devredilen bölgenin tanımını genişletecek şekilde yorum yapılması hukuka aykırıdır.

–           Andlaşmada sadece ismen sayılan adalar devredilmiştir. Ancak Menteşe Adaları bölgesinde ismen sayılan bu adaların haricinde başka müstakil adalar da bulunmaktadır. Bunlardan bazıları Eşek Adası, Nergiscik, Bulamaç, Keçi, Koçbaba, Ardıçcık, Kendiroz, Kandilli, Kızkardaşlar, Sirina, Üç Adalar, İstakida ve Safran Adalarıdır.[10]

–           Lozan Andlaşması’nın 15’nci maddesinde belirlenen ada veya adacıklardan biri olmadığına göre Kardak Kayalıklarının statüsünde hiçbir değişiklik olmamış,  anlaşmanın yapıldığı tarihte egemenlik hakkını hukuken koruyan Osmanlı Devletinde dolayısıyla onun halefi olan Türkiye Cumhuriyetinde kalmıştır.[11]

Madde 16

Türkiye işbu Andlaşmada belirlenen sınırları dışındaki tüm topraklar ile bu topraklardan olup gene bu Andlaşma ile üzerinde kendi egemenlik hakkı tanınmış bulunanlar dışındaki Adalarda -ki bu toprak ve Adaların geleceği ilgililerce saptanmış ya da saptanacaktır- her ne nitelikte olursa olsun, sahip olduğu tüm hak ve senetlerden vazgeçtiğini açıklar.

İşbu Maddenin hükümleri komşuluk nedeniyle Türkiye ile ortak sınırı bulunan ülkeler arasında kararlaştırılmış ya da kararlaştırılacak olan özel hükümleri bozmaz.

Yunan tezlerine göre, 16’ncı madde gereğince Türkiye bu andlaşmada durumları düzenlenen ada ve adacıkların dışında kalan tüm ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki egemenlik hakkından feragat etmiştir. Kardak Kayalıkları dâhil ismen belirtilmemiş tüm ada, adacık ve kayalıklar Yunanistan’ın egemenliği altındadır. Türkiye sadece 12’nci madde ile kendisine verilen topraklar üzerinde hak sahibidir, bunun haricinde Türkiye’ye ait ada kalmamıştır.

Türkiye ise 16’ncı maddenin 15’inci maddenin tamamlayıcısı olduğunu, burada bahsedilen feragatin sadece 15’nci maddede belirtilen adalarla sınırlı olduğunu öne sürmektedir.[12] Bu madde ile feragat edilen adalar; ismen zikredilerek Yunanistan ve İtalya’ya bırakılanlar ile 13 Şubat 1914 tarihinde Yunan işgali altında olan adalardır.

Maddenin amacı; Yunanistan’ın iddia ettiği gibi 3 millik mesafenin ötesindeki tüm adalardan topyekûn feragat etmek değildir. Maddede yer alan “-ki bu toprak ve Adaların geleceği ilgililerce saptanmış ya da saptanacaktır”ifadesi İtalya’nın işgal ettiği adaları Yunanistan’a devretmesini ön gören Bonin-Venizeios mutabakatlarına atıf yapmaktadır. Türkiye İtalya’nın Yunanistan lehine tasarrufta bulunmasına karşı çıkmadığını belirtmiş ve sadece bu topraklar üzerinde hak talebinde bulunmayacağını belirtmiştir. [13]

Ayrıca Türkiye 16’ncı maddede sadece “adalar” üzerindeki egemenlik hakkından bahsedildiğini belirterek “adacık ve kayalık” statüsündeki coğrafi formasyonların kapsam dışında tutulduğunu vurgulamaktadır.[14]

Maddeyi toptan feragat neticesini doğuracak şekilde yorumlamak daha kapsamlı düzenleme olan 12’nci ve 15’inci maddenin yok sayılması anlamına gelecektir. Bu durum Lozan’ın lafzına ve ruhuna aykırı olacağı gibi, anlaşma hükümlerini yorumlarken anlaşmanın bütününün göz önünde bulundurulması gerektiğine ilişkin anlaşmalar hukuku kurallarıyla da bağdaşmamaktadır. Esasen uluslararası hukukta egemenlik devri açık ve kuşkuya yer bırakmayan irade beyanı ile gerçekleşmelidir aksi halde egemenlik devrinden söz edilemez.[15]

Yunanistan’ın iddia ettiği şekliyle yorumlanmış olsaydı Lozan Andlaşmasının Ege Denizindeki adalar, adacıklar ve kayalıkların egemenlik sorunlarını tamamen çözmesi gerekirdi. Ancak bu durum 1929 yılında bile kabul görmemiş olacak ki Türkiye ve İtalya bölgedeki bazı adaların egemenliği konusundaki sorunu çözebilmek için Uluslararası Sürekli Adalet Divanına (USAD) müracaat etmiştir. Bu sorun Türkiye-İtalya arasında 1932 yılında imzalanan anlaşmayla kısmen çözülmüş, tarafların müracaatıyla dava konusu olay USAD gündeminden çıkarılmıştır.[16]

B. 4 Ocak 1932 Tarihli Sözleşme ve Mektup Teatisi

Türkiye ve İtalya 1929 yılında USAD’a müracaat ederek, Anadolu Kıyıları ile Meis arasında bulunan 22 adet ada, adacık ve kayalık ile Bodrum Körfezinin karşısındaki Kara Ada’nın aidiyeti sorununun çözümü istenmiştir.[17]

Taraflar bu süreçte görüşmelere devam etmiş ve 4 Ocak 1932 tarihinde imzalanan “Anadolu Sahilleri ile Meis Adası Arasındaki Ada ve Adacıkların ve Bodrum Körfezi Karşısındaki Adanın Ciheti Aidiyeti Hakkında Sözleşme” imzalanmıştır. Sözleşme TBMM tarafından kabul edilmiş, Resmi Gazetede yayımlanmış[18] ve Milletler Cemiyeti Sekreterliğine tescil edilerek, uluslararası hukuk açısından resmiyet kazanmıştır. Taraflar USAD’da görülen uyuşmazlığın gündemden kaldırılmasını istemiştir. Sözleşme ile Kara Ada dâhil çeşitli Türkiye’nin egemenliğinde kalan ada ve kayalıkların kayıt altına alınmıştır.

Sözleşme ile sınırın belirlenmesine ilişkin sorun kısmen çözülmüştür. Sözleşmenin 5’inci maddesinde iki ülke sınırları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmesine rağmen Kardak Kayalıklarını da içine alan bölge için düzenleme yapılmamış, taraflar arasında üzerinde hiçbir tartışma olmayan deniz sınırı bulunduğu belirtilmiştir.

5’nci maddenin son fıkrası “Şarkta Tugh burnu cenubundan üç mil mesafede bulunan bir noktada ve garpta Volo adasının cenubundan üç mil mesafede bulunan bir noktada Türkiye ile İtalya arasında asla münakaşaya dâhil bulunmayan umumî hududu bahrî ile birleşir.” şeklindeki düzenlenmiştir.

Sözleşmenin imzalandığı gün gerçekleşen mektup teatisinde sınırın kalan kısmının çizimi için teknik personelin tekrar görüşmesine karar verilmiştir.[19]

C. 28 Aralık 1932 Tarihli Toplantı Tutanağı

Teknik ekipler 28 Aralık 1932 tarihinde bir araya gelmiş ve bir toplantı tutanağı hazırlanmıştır.[20] Sınır hattının tespitinde esas alınan 37 noktadan 30’uncusunun Kardak Kayalıkları ile Anadolu tarafında yer alan Kato Adası arasındaki ortay hattan geçtiği belirtilmiştir. Yunanistan bu ifadeden hareketle Kardak Kayalıklarının önce İtalya’ya daha sonra da kendisine devredildiğini savunurken, Türkiye bu metnin uluslararası hukuk açısında bağlayıcı olmadığını öne sürmektedir.[21]

Söz konusu tutanak ileride yapılması muhtemel bir anlaşmaya hazırlık sürecinde teknisyenlerin yaptığı çalışmadan ibarettir. Bunun bir sözleşme veya mevcut sözleşmenin eki olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira uluslararası hukukta bir anlaşmadan bahsedilebilmesi için yetki belgesi olan şahıslar tarafından imzalanması, iç hukuk ve uluslararası hukukun belirlediği süreçlerden geçmesi gerekir, oysa söz konusu belgede bu esaslar yerine getirilmemiştir.

Türkiye yetkili kişilerce imzalanmamış, TBMM tarafından onaylanmamış ve Milletler Cemiyetine tescil ettirilmemiş olan metnin uluslararası hukuk açısından geçerli bir belge olmadığını savunmaktadır.[22]

28 Aralık 1932 tarihli belge resmiyet kazanmadığına göre bu belgede İtalya’ya devredilmesi öngörülen yerler (gri bölge) üzerindeki uyuşmazlık halen devam etmektedir. Bir başka ifade ile 4 Ocak 1932 tarihli anlaşmada bahsedilen “üzerinde hiçbir tartışma olmayan deniz sınırı” halen resmi olarak çizilmemiştir.

Yunanistan ise 4 Ocak 1932 tarihli Sözleşmede eksik bırakılan sınırı belirlemek amacıyla teknik ekiplerin görevlendirildiğini, dolayısıyla 28 Aralık 1932 tarihli metnin ayrı bir sözleşme değil, mevcut sözleşmenin tamamlayıcı eki (supplementary agreement) olduğunu ve Milletler Cemiyetine tescil ettirilmeksizin geçerlilik kazandığını iddia etmektedir.[23]

Yunanistan’ın bu iddiası karşısında uluslararası sözleşmelere ait eklerinin geçerliliğine ilişkin usul ve esasları incelemek gereklidir. 1924 Anayasasına göre sadece sözleşmeler değil sözleşme eklerinin de yürürlüğe girmesi için TBMM tarafından onaylanması gerekiyordu. Bahse konu tutanak hiçbir zaman TBMM tarafından onaylanmamıştır. Dikkati çeken diğer bir husus, 4 Ocak 1932 tarihli anlaşmayı onaylayan 14 Ocak 1933 tarihli 2106 sayılı kanunda 28 Aralık 1932 tarihli tutanaktan hiçbir şekilde bahsedilmemiş olmasıdır. Bu durum belgenin sözleşme veya sözleşme eki olarak değerlendirmediğinin göstergesidir.[24]

Ayrıca uluslararası hukuka göre bir sözleşmeye ek hazırlanacak ise sözleşmede bu durumun açıkça belirtilmesi gerekir. 4 Ocak 1932 tarihli Sözleşmede bu yönde bir kayıt olmadığına göre 28 Aralık 1932 tarihli metni sözleşmenin tamamlayıcı eki olarak değerlendirmek mümkün değildir.

Yunanistan uluslararası ortamlarda metnin içeriğini sıklıkla gündeme getirirken, Türkiye “sözde” (so-called) anlaşma ifadesini kullanarak, hukuken geçersiz evrakın içeriğine ilişkin tartışmalara girmemektedir.[25]

Ege adaları ile ilgili diplomatik süreçler incelendiğinde, 28 Aralık 1932 tarihli metnin hukuki geçerliliği konusunda Yunanistan’ın da şüphelerinin bulunduğu görülmektedir. Yunanistan’ın bu coğrafi yapılar üzerinde egemenliğini açıkça gösterecek (örneğin deniz feneri inşa etmek) herhangi bir faaliyette bulunmaması, 1950-1956 yıllarında egemenlik sorunlarını çözmek için girişimlerde bulunması bu tereddüdünü ortaya koymaktadır.[26]

Ayrıca çeşitli uluslararası ortamlarda bu metnin hukuki geçerliliği konusundaki tereddütler diğer devletler tarafından dile getirilmiştir. Örneğin Paris Andlaşmasının hazırlık sürecinde Yunanistan’ın ısrarlarına rağmen SSCB’nin sunduğu hukuki ve siyasi mülahazalar nedeniyle 28 Aralık 1932 tarihli metne atıf yapılmamıştır.[27]

D. 1947 Tarihli Paris Barış Andlaşması

II. Dünya Savaşı sonrası 10 Şubat 1947 tarihinde imzalanan Paris Barış Andlaşması ile savaşın mağlup devletleri birçok toprağı kaybetmiştir. Bu devletlerden biri olan İtalya, Lozan Barış Andlaşması’nın 15’inci maddesi ve 4 Ocak 1932 tarihli Sözleşme gereğince elinde bulunan Ege Adalarını Paris Barış Andlaşması’nın 14’üncü maddesi ile Yunanistan’a devretmiştir.

Madde 14/1

“İtalya aşağıda sayılan Oniki Adaları Yunanistan’ın tam egemenliğine bırakmaktadır. Astampalya (Astropalia), Rodos (Rhodes), Kalki (Calki), Skarpanto, Kazos (Casso), Piskopis (Tilos), Misiros (Misyros), Kalimnos (Kalymnos), Leros, Patmos, Lipsos (Lipso), Sombeki (Simi) ve İstanköy (Kos) ve Meis (Castelloizo) Adası ile bunlara bitişik adacıklar.”

Türkiye, İtalya’nın ancak hukuken sahip olduğu ada, adacık ve kayalıkları devredebileceğini, İtalya’ya devredilmemiş olan ada, adacık ve kayalıklar üzerindeki Türkiye egemenliğini devam edeceğini savunmaktadır. Bu maddede, Lozan’da yer alan bağlı (dependent) kelimesi yerine bitişik (adjacent) ifadesinin kullanılması dikkat içidirdir. Türkiye, bitişik ifadesinin Yunanistan tarafından “kapsamı genişletecek şekilde” kullanıldığını öne sürmektedir.[28]

Yunanistan, gerek Lozan’da gerekse Paris Andlaşmasında “bağlı” ve “bitişik” sözcüklerinin aynı anlamda kullanıldığını 1932’de İtalya’ya verilen Oniki Ada ve tüm bitişik adacıkların Yunanistan’ın devredildiğini, dolayısıyla Kalolimnos Adacığına bitişik Kardak Kayalıklarının da egemenlik hakkına sahip olduğunu savunmaktadır. Yunanistan her ne kadar “bitişik” ve “bağlı” sözcüklerinin aynı anlama geldiğini ifade etse de “bitişik adacık” ifadesini ön plana çıkarak egemenlik sınırlarını genişletmeye çalışmaktadır.[29]

Sonuç olarak Kardak Kayalıklarının statüsü 24 Temmuz 1923, 4 Ocak 1932 veya 10 Şubat 1947’de yapılan anlaşmaların hiçbirinde düzenlenmediğinden, aidiyeti sorunu günümüze kadar devam etmiştir.

E. Tarafların Müteakip Tutumları

Kardak Krizi sonrasında yayımlanan notalarda taraflar uyuşmazlık konusu adalarla ilgili tezlerini ortaya koymuştur.

Yunanistan’a göre İmia (Kardak) Kayalıkları Oniki Adalar’ın adalar, adacıklar ve kayalıklar bütününün bir parçası olarak Yunanistan’a devredilmiştir. Yunanistan iç hukuk açısından Kardak Kayalıklarının hukuki statüsünü belirlediğini, idari yapısına dâhil ettiğini, egemenlik tasarrufunu çeşitli eylemleriyle alenen gösterdiğini, 1995 Kardak Krizine kadar Türkiye’nin herhangi bir itirazda bulunmayarak fiili ve hukuki durumu tanıdığını, hatta bu durumu teyit eden çeşitli haritaları uluslararası ortamlarda kabul ettiğini iddia etmektedir.[30]

Türkiye ise Yunanistan’ın 28 Aralık 1932 tarihli metne meşruiyet kazandırmak amacıyla yaptığı çalışmalara itibar edilmediğini, uluslararası ortamlarda gündeme gelen çeşitli haritalarda kayalıkların Türkiye’ye ait olarak da gösterildiğini belirtmektedir. Yunanistan’ın kayalıkları idari yapısına bağlamasının aleniyet kazanmadığını dolayısıyla uluslararası hukuk karşısında sonuç doğurmayacağını, benzer şekilde Kardak Kayalıklarının Muğla İli Tapu Siciline kayıtlı olduğunu vurgulayarak, Yunanistan’ın tezlerine itiraz etmektedir. Türkiye uyuşmazlık konusu ada, adacık ve kayalıkların kendisine ait olduğunu gösteren uygulamalarına ve uluslararası mahkemelerin toprak kazanmaya ilişkin tespitlerine işaret ederek, Yunanistan’ın fiili egemenlik kurma gayretlerine karşı çıkmaktadır.

Türkiye Lozan Andlaşması ile egemenliği devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar bulunduğunu, bunların durumunun iki ülke arasında görüşmeler yapılarak çözüme kavuşturulması gerektiğini savunmaktadır.[31]

Yunanistan ise Ege adalarında egemenlik konusunun uluslararası anlaşmalarla tamamen çözüldüğünü, müzakere konusu olabilecek “gri bölgeler” kalmadığını öne sürmektedir. Egemenliği devredilmemiş ada, adacık ve kayalıklar bulunduğuna dair açıklamaları toprak bütünlüğüne karşı provokatif bir eylem olarak değerlendirmekte, egemenlik haklarını görüşme konusu yağmayacağını belirtmektedir.[32] ABD’nin ve AB’nin de tavsiyesine uyarak Türkiye’nin Uluslararası Adalet Divanına gidebileceğini ifade ederek, üçüncü devletleri ve üyesi olduğu AB’yi soruna dâhil etmeye çalışmaktadır.[33]

Avrupa Parlamentosunun 15 Şubat 1996 tarihinde aldığı kararda, Kardak Kayalıklarının 1923, 1932 ve 1947 anlaşmaları ile belirlenen Oniki Adalar grubu içerisinde yer aldığını belirtmesi, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalara davet etmesi, AB üyesi olan Yunanistan’ın egemenlik haklarına yönelik tehlikeli tehditten vazgeçilmesi gerektiğini vurgulaması, Yunanistan’ın bu politikasını daha anlamlı hale getirmektedir. Kararda, Yunanistan sınırının aynı zamanda AB’nin dış sınırı olduğu hatırlatılırken, uyuşmazlığın Uluslararası Adalet Divanı’na götürülerek çözülmesi çağrısında bulunmuştur.[34]

Yunanistan, Lozan Barış Antlaşması ve Paris Barış Antlaşması ile devredilen adalar üzerindeki egemenlik sınırlarını genişletme, uyuşmazlık konusu ada, adacık ve kayalıkların mülkiyet hukuken hakkına sahip olup yerleşime açarak BMDHS kapsamında kıta sahanlığından istifade etme politikasını sürdürmektedir.

Yunanistan’ın Bulamaç ve Eşek Adalarındaki işgalini devam ettirdiği, kilise inşa ettiği ve bayrak diktiğine dair iddialar 2011 yılında görsel ve yazılı basının gündemine gelmiştir. Konuyla ilgili açıklama yapan Türk Dışişleri Bakanlığı, Türkiye’nin Ege’deki pozisyonunun değişmediğini, iki devlet arasındaki sorunların barışçı yollardan çözümü için istikşafi (keşfe dönük) görüşmelerin devam ettiğini duyurmuştur.[35]


[1] Erdem Denk, Egemenliği Tartışmalı Adalar: Karşılaştırmalı Bir Çalışma (Kardak Kayalıkları ve Spratly ve Senkaku / Diaouyu Adaları Örnekleri, Ankara, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları, 1999, s.58.

[2] Başeren, (Ege’de Ada), a.g.m., s.83.

[3] Başeren, (Ege’de Ada), a.g.m., s.88.

[4] Bölükbaşı, a.g.e., s.851.

[5] Constantin P. Economidès, (Fransızcadan çev. M.Göçer), “Tartışma: Türkiye ile Yunanistan Arasındaki İhtilaflı Adalar Ege Denizindeki Îmia Adaları: Kuvvetle Yaratılan Bir Uyuşmazlık” Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2, 1998/1999 s. 607-608.

[6] Economidès, a.g.m., s. 625.

[7] Başeren, (Ege Sorunları) a.g.e., s.49.

[8] Hüseyin Pazarcı, (Fransızcadan Çev. Göçer, M.), “Ege Denizindeki Bazı Adacık ve Kayalıkların Statüsü Hakkında Türk Yunan Uyuşmazlığı (Mösyö Ekonomides’e Bir Cevap)”, Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi,Yıl 2,1988/1999, s. 640.

[9] Başeren, (Ege’de Ada), a.g.m., s.101.

[10] Ali Kurumahmut, “Ege’de Egemenliği Tartışmalı Adalar Sorununun Ortaya Çıkışı”, Ege’de Temel Sorun, Egemenliği Tartışmalı Adalar, yay.haz.: Ali Kurumahmut, 1998, s.6

[11] Denk, a.g.e., s.68.

[12] Pazarcı, a.g.m., s. 642.

[13] Başeren, (Ege’de Ada), a.g.m., s.104-105.

[14] İnan, Başeren, s.8-9

[15] İnan, Başeren, a.g.e., s.9

[16] Denk, a.g.e., s.74.

[17] Bayıllıoğlu, a.g.e., s.59.

[18] Anlaşmayı onaylayan 14 Ocak 1933 tarihli 2106 sayılı Kanun, 25 Ocak (Kanunusani) 1933 tarihli 2313 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

[19] Bayıllıoğlu, a.g.e., s.74.

[20] Tutanak metni için bkz. Bölükbaşı, a.g.e., s.947.

[21] Denk, a.g.e., s.77.

[22] Bölükbaşı, a.g.e., s.882.

[23] Başeren, (Ege’de Ada), a.g.m., s.114.

[24] Bayıllıoğlu, a.g.e., s.78.

[25] İnan, Başeren, s.6

[26] Pazarcı, a.g.m., s. 642.

[27] Başeren, (Ege Sorunları) a.g.e., s.54.

[28] Başeren, (Ege’de Ada), a.g.m., s.115.

[29] Alexis Heraclides, The Greek-Turkish Conflict in the Aegean, London, 2010, Palgrave Macmillan s. 210.

[30] Heraclides, a.g.e., s. 210.

[31] Faruk Sönmezoğlu, Türkiye-Yunanistan İlişkileri ve Büyük Güçler, Kıbrıs, Ege ve Diğer Sorunlar. İstanbul, Der Yayınları, 2000, s.341.

[32] Heraclides, a.g.e., s. 209.

[33] Economidès, a.g.m., s. 607.

[34] Kut, a.g.m., s.260.

[35] T.C. Dışişleri Bakanlığının açıklaması için bkz. No: 127, 13 Mayıs 2011, Yunanistan ile İstikşafi Temaslar Hk., (çevrimiçi) http://www.mfa.gov.tr/no_-127_-13-mayis-2011_-yunanistan-ile-istiksafi-temaslar-hk_.tr.mfa, 14.04.2017.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir