Ege Denizinde Egemenliği Devredilmemiş Ada, Adacık ve Kayalıklar Sorunu

Lozan Barış Andlaşması ile Ege Denizindeki sınır çizilmemiştir. Türkiye ve Yunanistan arasında tescil edilmiş bir sınır olmaması, akdedilen anlaşmalarda isimleri belirtilmeyen adalar bulunması adaların egemenliği sorununu günümüze kadar taşımıştır.

Ege Denizini bir Yunan gölü olarak görmek isteyen Yunanistan’ın karasuları, kıta sahanlığı, hava sahası ve adaların silahsızlandırılmasına ilişkin sorunları daha geniş bir alana yaymak istemektedir. Ege denizindeki adaların devrine ilişkin anlaşmalarda belirtilen ada ve adacıklar dışındaki tüm ada, adacık ve kayalıklar üzerinde fiili egemenlik kurmaya ve bunu uluslararası alanda kabul ettirmeye çalışması sorunun kaynağı olmuştur.[1]

Ege’de uyuşmazlık konusu olan ada, adacık ve kayalıkların sayısı 150’den fazladır. Bu coğrafi yapıların karasuları, diğer adıyla “gri bölge”, Ege’nin yaklaşık yüzde beşini oluşturmaktadır. Uyuşmazlık konusu coğrafi yapılardan bazıları şunlardır:

Kardak, Eşek Adası (Gaidaros), Nergiscik (Mandiraki), Bulamaç (Farmakonisi), Keçi (Pserimos), Kızkardaşlar (Adelfia), Sirina, Üç Adalar (Plakhida), Safran Adaları (Sofrana), İstakida (Astakidhapula), Kandilli (Kandhelioussa), Koçbaba (Koçpapas-Levita), Sirina Ardıççık (Zenari-Kinaros), Kendiroz (Liadi), Hurşid (Furni), Fornoz (Fimena) ve Koyun Adası.[2]

Bu coğrafi yapıların Lozan Andlaşmasının imzalandığı tarihte hukuken Osmanlı Devleti’ne ait olduğu konusunda tarafların itirazı bulunmamaktadır. Yunanistan Lozan Andlaşmasında Türkiye’ye kalacak adaların ismen belirtildiğini geriye kalan tüm ada, adacık ve kayalıkların ise İtalya ve Yunanistan’a devredildiğini, bilahare İtalya’nın kendi haklarını Yunanistan’a devretmiş olması nedeniyle Ege’deki adaların aidiyeti konusunda hiçbir sorun kalmadığını savunmaktadır.

Türkiye ise uluslararası hukukun ülke kazanmaya ilişkin esaslarına ve ilgili anlaşma maddelerine dayanarak Yunanistan’ın bu görüşüne itiraz etmektedir. Lozan’da devredilen ada ve adacıkların belirtildiğini ancak haklarında düzenleme yapılmamış coğrafi yapıların Osmanlı Devletinin halefi olarak Türkiye Cumhuriyetine kaldığını öne sürmektedir.

Uyuşmazlık konusu ada, adacık ve kayalıkların oldukça küçük olması ve ekonomik açıdan yatırıma elverişli olmaması nedeniyle uzun süre gündeme gelmemiştir. Ancak karasuları, kıta sahanlığı ve hava sahası sorunları üzerindeki etkisinin anlaşılması ile birlikte adalara verilen değer artmıştır.

Yunanistan Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesine taraf olduğu 1995 yılında Ege Denizindeki ısız adacık ve kayalıkları iskâna açma politikasını uygulamaya başlamıştır. BMDHS 121/3’te belirtilen “İnsanların oturmasına elverişli olmayan veya kendilerine özgü ekonomik bir yaşamı bulunmayan kayalıkların münhasır ekonomik bölgeleri veya kıta sahanlıkları olmayacaktır.” ifadesinden hareketle kendi lehine pozisyon kazanmak istemiştir.

Yunanistan’ın bu politikasını kendisine ait olmayan (aidiyeti konusunda şüphe duyduğu) ada, adacık ve kayalıklar üzerinde de uygulayarak hâkimiyet alanını genişletmek ve bunu başta Türkiye olmak üzere diğer devletlere onaylatmak istemesi sorunun başlangıcı olmuştur.[3]


[1] Deniz Bölükbaşı, Turkey and Greece–The Aegean Disputes: A Unique Case in International Law, London, Routledge-Cavendish Publishing, 2004, s.830.

[2] Kurumahmut, Başeren, (Ege’de Gri) a.g.e., s.4

[3] Başeren, (Ege Sorunları) a.g.e., s.39.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir