Uluslararası Hukukta Ada, Adacık ve Kayalıklar

Deniz sorunlarının çözümünde uygulanacak örf ve adet hukuku kurallarının kodifikasyonu amacıyla Birleşmiş Milletler (BM) tarafından düzenlenen Deniz Hukuku Konferansları sonucu hazırlanan sözleşmeler devletlerin imzasına sunulmuştur. Türkiye uluslararası görüşmelerde her ne kadar 1958 Cenevre Sözleşmesi ve 1982 tarihli Deniz Hukuku Sözleşmesi hükümlerini dikkate alsa da bu sözleşmelere taraf değildir.[1]

Uluslararası hukukta ada kavramının tanımına yönelik müzakerelerde adanın büyüklüğü, yerleşik yaşama elverişliliği, ekonomik yaşam için yeterliliği gibi hususlar da gündeme getirilmiş olmakla birlikte adayı tanımlayan bu dört temel unsur belirlenmiştir. Bunlar kara parçası olması, doğal olarak oluşması, sularla çevrili olması, suların en yüksek olduğu zamanda su yüzünde kalmasıdır.[2]

Egemenliği tartışmalı adalarla ilgili sorunlar birçok devlet arasında yaşanmıştır. Palmas Adası (ABD-Hollanda), Minquiers ve Ecrehos Adaları (İngiltere-Fransa) ve Doğu Grönland Adası (Norveç-Danimarka) sorunları çözüme kavuşturulmuştur. Güney Kuril Adaları (Rusya-Japonya), Hawar Adası (Katar-Bahreyn), Tokda Adası (Güney Kore-Japonya) ve Ebu Musa Adası (İran-Birleşik Arap Emirliği) uyuşmazlıkları ise çözüm bekleyen sorunlardan bazılarıdır.

Uluslararası Sürekli Hakem Mahkemesinin Eritre-Yemen arasında Kızıldeniz’deki bazı adalarla ilgili olarak yaptığı değerlendirmenin Ege denizinde yaşanan soruna bakan yönleri nedeniyle ayrıca incelenecektir.


[1] Hüseyin Pazarcı, Uluslararası Hukuk Dersleri, II.Kitap, 3. bs., Ankara, Turhan Kitabevi, 1993, s.262.

[2] Pazarcı, (II.Kitap) a.g.e., s.255.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir