Avukatlara Ek Sosyal Güvenlik Hizmetleri Sağlanması

Ankara Barosu, avukatlara ek sosyal güvenlik hizmeti sunulması konusunda bir çalışma hazırladı. Türkiye Barolar Birliği’nin 35. Genel Kurul toplantısında gündeme getirilecek olan önergede, avukatlara ek sosyal güvenlik hizmeti sağlanması konusunda bir komisyon kurulması ve komisyonca hazırlanacak raporun bir sonraki Genel Kurul’da karara bağlanması talep ediliyor.

İşte Ankara Barosu’nun o çalışması:


Avukatlara Ek Sosyal Güvenlik Hizmetleri Sağlanması

1136 Sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca serbest meslek faaliyeti icra eden avukatların çalışma durumlarına göre sosyal güvenlik statüleri değişmektedir. Avukatlara sunulabilecek ek sosyal güvenlik hizmeti seçeneklerinin incelenmesi için öncelikle ülkemizdeki sosyal güvenlik yapısının değerlendirilmesi ve geçmişte yaşanan deneyimlerin irdelenmesi gerekli bulunmaktadır. Bu amaçla önce sosyal güvenliğin yasal dayanakları uygulanan modeller ve yapıları ele alınarak son olarak da mevcut çatılar altında sunulabilecek hizmetlerin ne şekilde olabileceği Vakıf Senedi kapsamında ele alınacaktır.

Kavramsal ve Yasal Çerçeve

Sosyal güvenlik, temel olarak kişilerin istek ve iradeleri dışında meydana gelen ve onların malvarlığında, gelirlerinde ve/veya çalışma gücünde kayıplara yol açarak kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin yaşamlarının devamını güçleştiren ya da imkânsız hale getiren tehlikelerin zararlarını telafi ve tanzim etmeye yönelik önlemlerden oluşur. Uluslararası düzeyde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (m. 22), Avrupa Sosyal Şartı (m. 12) ve ILO sözleşmesinde sosyal güvenliğin teorik temelleri hazırlanmıştır.

Bu belgelerde, sosyal güvenliğin temel bir insan hakkı olduğu, devletin de bu hakkın gereklerini yerine getirmekle görevli olduğu vurgulanmıştır. Sosyal güvenliğin asgari norm ve standartlarının çerçevesi ILO’nun 1952 tarih ve 102 sayılı Sözleşmesinde belirlenmiştir. ILO sözleşmesinde, sosyal güvenlik kapsamına alınması gereken 9 ayrı sosyal ve ekonomik risk sıralanmaktadır.

Sosyal güvenliğin kapsamında, kısa ve uzun vadeli ekonomik ve sosyal risklere karşı sigorta oluşturulmakta ve belirlenen koşulları sağlayan hak sahiplerine aylık bağlanmakta ya da diğer ödemeler yapılmaktadır.

Uzun vadeli sigorta kolları bir bütün olarak ele alınıp incelenmekte ve bu bütün, emeklilik sigortası sistemi olarak adlandırılmaktadır. Uzun vadeli sigorta kapsamına yaşlılık, ölüm ve malullük sigortaları girmekte ve kamuoyunda tartışılan sosyal güvenlik sisteminin asıl unsurlarını bunlar oluşturmaktadır.

Kısa vadeli sigorta kolları ise hastalık, analık, iş kazaları, meslek hastalıkları, aile yardımları ve işsizlik gibi doğası gereği daha çok sağlık ile ilgili sosyal güvenlik alanını kapsamaktadır. Bunların dışında sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar da geniş anlamda sosyal güvenlik ya da sosyal koruma sistemi içinde yer almaktadır. Sosyal hizmetler ve yardımların finansmanı, genel vergi gelirleri ile karşılanmaktadır. Sosyal hizmetler daha ziyade bakıma muhtaç olanları ve onların onurlu bir yaşam için gerekli görülen tüm ihtiyaçlarının karşılanmasını kapsarken, sosyal yardımlar yoksulluk ile mücadele amacı gütmektedir.

Mevcut Sosyal Güvenlik Sistemleri

Sosyal güvenlik harcamalarının toplam yurtiçi hasıla içindeki payı itibariyle gelişmiş ülkeler arasında önemli farklılıklar görülmemesine karşın, sosyal güvenlik sistemleri finansman ve idari düzenlemeler açısından farklılıklar göstermektedir.

Dünya genelinde temel olarak üç farklı soysal güvenlik modelinden söz edilebilir. İlk sistem, hem kuşaklar arasında hem de aynı kuşak içindeki farklı yaş grupları arasında reel gelirin yeniden dağıtılması esasına göre işlediği için dağıtım sistemi olarak adlandırılır. Dağıtım sistemlerinde, genel olarak tanımlanmış fayda(1) esasına göre hak sahiplerine ödeme yapılır. Bu tür sistemlerde çoğu zaman ödemelerle sosyal güvenlik olanaklarından yararlananların katkıları arasında kesin bir bağlantı yoktur. Dağıtım sistemi iki farklı şekilde finanse edilebilir. İlkinde, sosyal güvenlik harcamaları sosyal sigorta primleri aracılığıyla finanse edilir (sosyal sigorta modeli). Bu model, genellikle merkezi bütçeden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip bir kurumsal yapı altında örgütlenmiştir. İkincisi ise, ağırlıklı olarak vergi gelirleri aracılığıyla finanse edilen modeldir (sosyal yardım modeli). Bu modelde, sosyal güvenlik harcamaları genel bütçenin bir parçası olarak değerlendirilebildiği gibi, alt düzeydeki bir kamu kuruluşuna yetki devredilerek sosyal güvenlik sisteminin finansmanı ve yönetimi sağlanabilir. Finansman açısından hem vergi hem prim gelirlerinin kullanıldığı karma dağıtım sistemleri de mevcuttur.

Daha az yaygın olmakla birlikte, dağıtım sisteminin yanısıra meslek grupları temelinde örgütlenmiş sosyal güvenlik sistemleri de bulunmaktadır. Yasal olarak hükümetler tarafından düzenlenen ve denetlenen bu sistemler, özel sektör tarafından yönetilmektedir. Geçmişte tanımlamış fayda ve kısmi fonlama(2) esasına göre işleyen bu sistemler, giderek tanımlanmış katkı(3) esasına göre işlemeye başlamıştır.

Son olarak, çalışanların yaşlılık dönemlerini finanse edebilmek için gençliklerinde tasarruf yapmalarını gerektiren bireysel tasarruf hesaplarına dayalı sigorta sistemleri mevcuttur. Bu sistem, tanımlanmış katkı ve tam fonlama esaslarına göre işler. Ödemeler önceden belirlenmediği için, fonlardan elde edilecek getiriye ilişkin yatırım riski genellikle çalışanlar ve emeklilerce yüklenilir. Sistem, devlet tarafından zorunlu hale getirilen tasarruf hesaplarına dayanabildiği gibi, özel firmalar tarafından idare edilen fonlara da dayanabilir.

Ülkemiz Sosyal Güvenlik Sistemi

Sosyal güvenlik, temel olarak kamusal bir çalışma alanı olarak düşünülmekte, bir kamu hizmeti ve görevi olarak görülmektedir. 1982 Anayasası’nın 60. maddesinde “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir” denildikten sonra “bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alma ve teşkilatı kurma görevi” devlete verilmiş, 65.maddeyle de devletin sosyal görevlerini “mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde” yerine getireceği hüküm altına alınmıştır. Ancak Türk sosyal güvenlik sistemi 1990’lı yıllardan itibaren açık vermeye başlamış, vergi gelirlerinden desteksiz hizmet sunumunu yapamaz hale gelmiştir. Türkiye’de sosyal güvenlik sistemini mali açıdan sürdürülebilir bir yapıya kavuşturmak amacıyla önemli reformlar yapılmıştır. Bu bağlamda 1999 yılında yürürlüğe giren 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu’yla, temel olarak, sosyal güvenlik kuruluşlarının gelirlerini artırmaya ve giderlerini kısmaya yönelik düzenlemeler getirilmiştir. 2003 Ekim ayından itibaren sosyal sigorta sistemini tamamlayıcı bir model olarak 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’yla bireysel emeklilik sistemi uygulamaya başlanmıştır. 2006 yılında ise, 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’yla Bağ-Kur, Sosyal Sigortalar Kurumu ve Emekli Sandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çatısı altında; farklı sosyal sigorta rejimleri 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (GSS) Kanunu içinde toplanmıştır.

Getirilmek istenen sistem ile sosyal güvenlik, toplumda mümkün olduğunca daha çok kişiye minimum bir gelirin sağlanması ile yükümlü tutulmakta, bunun üzerine de bir imkân sağlanması özel programlara/sigortalara yani bireylere bırakılmaktadır. Kamu ve özel sektörün bir arada toplumun sosyal yönden korunmasını sağlamaları gerektiği düşünülmektedir.

Yapılan reformlar sonrasında Türk sosyal güvenlik sistemi iki temel yapı tarafından yürütülmektedir. Bunlar; SGK ile Türkiye İş Kurumu’dur. Bunların yanı sıra, tamamlayıcı olarak, Bireysel Emeklilik Sistemi bulunmaktadır. Türkiye’de sosyal güvenlik sisteminin finansmanı SGK çatısı altında birleştirilmeden önce dağıtım yöntemine göre işlemiştir. SGK’nın finansmanı, çalışanlar ve işverenler tarafından ödenen primlerle karşılanmaktadır. Kurumun açık vermesi durumunda ise bu açık merkezi yönetim bütçesinden yapılan transferlerle karşılanmaktadır.

Bireysel Emeklilik Sistemi 2001 yılında 4632 sayılı “Bireysel Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu” ile kamu sosyal güvenlik programlarının yanı sıra, bireylerin yaşlılıklarında daha yüksek bir gelir güvencesine sahip olmalarını sağlamak amacıyla, bireysel tasarruflarını değerlendirebilecekleri emeklilik sistemi oluşturulmuştur. Söz konusu sistem, gönüllü katılımı esas alması nedeniyle, kamu sosyal güvenlik programlarına alternatifi temsil etmemekte; tamamlayıcı bir özellik taşımaktadır. Ancak, 6740 sayılı Kanunla. 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunda yapılan düzenlemeyle, çalışanların otomatik olarak bir emeklilik planına dâhil edilmesi zorunluluğu getirilmiş ve buna ilişkin çıkarılan yönetmeliğe göre. Bakanlar Kurulu kararı ile 01.01.2017 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu kanun ve çıkarılan yeni yönetmelik hükümlerine göre, özel ve kamu sektöründe çalışanlardan Türk vatandaşı olan ve 45 yaşını doldurmamış tüm çalışanların Bireysel Emeklilik Sistemi’ne işçi sayısına göre kademeli olarak dahil edilmeleri zorunlu bulunmaktadır. Bireysel katkılara dayalı fon esasına göre işleyen sisteme, 18 yaşın üzerindeki her birey katılabilmektedir. Katılımcının yanı sıra işvereninin de sisteme prim ödeyebilmesi olanaklıdır. Bireylerin katkıları, kendi adlarına açılan hesaplarda izlenmekte; biriken fonlar portföy yönetim şirketlerince işletilmekte, katılımcılar birikimlerini bir emeklilik şirketinden diğer bir şirkete aktarabilmektedir. Sistemden, en az 10 yıl prim ödeyen ve 56 yaşını geçen kişilere, aylık, üç aylık ya da yıllık olarak ödeme yapılmaktadır. Emeklilik şartını sağlamadan sistemden ayrılan kişilere ise, o ana kadar yatırdıkları katkılar, getirileri ile birlikte geri verilmektedir. Sistemin gelişimini sağlamak amacıyla aynı yıl çıkarılan 4697 sayılı Kanun ile esas olarak sisteme yapılan katkıların gelir vergisi matrahından düşürülmesini sağlayan çeşitli vergi avantajları getirilmiştir. Bireysel emeklilik sosyal güvenlik sisteminde özelleştirmeyi temsil etmemekle birlikte, daha sonraki dönemlerde yaşanan gelişmeler ile birlikte düşünüldüğünde, bireysel emeklilik sistemine kayışın özendirildiği görülmektedir. Kamusal sistemdeki, artan oranda yaşanan kısıtlamalar da bu izlenimi desteklemektedir.

Temel sağlık hizmetleri bakımından da sağlık sigortası devreye alınmıştır. Genel Sağlık Sigortası, ister çalışsın ister çalışmasın ülke nüfusunun tamamını kapsayan bir sigorta sistemidir. 2006 yılında tüm sosyal güvenlik kurumlarının (BAĞ-KUR, Emekli Sandığı vb) Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) çatısı altında birleşmesinden bu yana atılan ikinci büyük adım Genel Sağlık Sigortası (GSS) olmuştur. 2012’de başlatılan uygulama ile ülkemizde yaşayan tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları GSS’li olmuştur. Genel Sağlık Sigortası devlete ait sağlık kurumlarında geçerli olup SGK ile anlaşma yapan sağlık kurumları da ek ücret alabilmektedirler.

İlave ücret 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 73. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. “Kamu idaresi sağlık hizmeti sunucuları dışındaki vakıf üniversiteleri dahil sözleşmeli sağlık hizmeti sunucularınca, Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen sağlık hizmetleri bedeline ek olarak, genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerden sağlık hizmeti sunucularının giderleri ve ürettikleri sağlık hizmetlerinin maliyetleri, yapılan sübvansiyonlar gibi kriterler dikkate alınarak bu bedellerin iki katına kadar alınabilecek ilave ücretin tavanını belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.”

Diğer taraftan devlet tarafından sunulmakta olan sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak ikinci basamak olarak sigorta sistemi yapısı içinde bireysel emeklilik yanında sağlık ve hayat sigortaları ile destek sağlanmaktadır.

Sosyal güvenlik açısında üçüncü basamak ise iş yeri ya da belirli meslek guruplarının bir araya gelerek sosyal güvenlik yardımları bakımından bir organizasyon oluşturmalarıdır. Sosyal güvenlik sisteminin temel araçlarından olan sosyal yardım ile sosyal hizmetlerin uygulama ve dağıtımında önemli bir oynayan, aynı zamanda eğitim, kültür vd. alanlarda da faaliyet gösteren vakıflar ve sandıklar çatısı altında bu hizmetler sağlanmaktadır. Kurulan vakıflar ya da sandıklarda toplanan birikimlerle oluşturulan fonlarla sosyal güvenlik desteği verilebilmektedir.

– Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun geçici 20. maddesi ile bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, sanayi odaları, borsalar veya bunların teşkil ettikleri birlikler personelinin malullük, yaşlılık ve ölümlerinde yardım yapmak üzere, bu kanunun yayımı tarihine kadar tesis veya dernek olarak kurulmuş bulunan sandıklar üzerinden bu hizmetlerin sağlanabileceği öngörülmüştü. Bunların 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 20. maddesi ile SGK’ya devri kararlaştırılmıştır. Bu sandıkların SGK sitemine oluşturacağı olumsuz etki nedeniyle devri Bakanlar Kurulu Kararı ile ertelenmiştir. Özel emekli sandıklarının SGK’ya devrinin sürekli ertelenmesi ve kısacası devir tarihinin bilinmeyen bir tarihe ertelenmesinin nedeni, sosyal güvenlik sistemine getireceği ilave mali yükten kaynaklanmaktadır. Zira, söz konusu özel emekli sandıkların SGK’ya devredilebilmesi için, sandıkların 5510 sayılı Kanun kapsamındaki sigorta kolları itibariyle gelir ve giderleri dikkate alınarak yükümlülüğünün peşin değerinin hesaplanması gerekmektedir. 5510 sayılı Kanun’un geçici 20’nci maddesinde sandıkların peşin değerinin aktüeryal hesabında kullanılacak teknik faiz oranı yüzde 9.8 olarak belirlenmiş olmakla birlikte, bu oranın reel yada nominal olduğuna ilişkin herhangi bir açıklayıcı ifadeye yer verilmemiştir. SGK ve Sayıştay, yüzde 9.8 olarak belirtilen teknik faiz oranının nominal faiz oranı olarak anlaşılması, bu itibarla da, nominal faizden enflasyon oranının arındırılması ile bulunacak reel faiz üzerinden hesaplaması gerektiğini belirtirken, özel emekli sandıkları bu oranın reel faiz olduğunda ısrar etmektedirler.

– TMK m.110 hükmü ile “Çalıştırılanlara ve işçilere yardım vakfı” kimliği ile oluşturulan vakıflarda amaç belirli bir yerde çalışanlara ya da meslek gurubuna yardım sağlamaktır. TTK m. 522 yer alan “Esas sözleşmede şirketin yöneticileri, çalışanları ve işçileri için yardım kuruluşları kurulması veya bunların sürdürülebilmesi amacıyla veya bu amacı taşıyan kamu tüzel kişilerine verilmek üzere yedek akçe ayrılabilir.” hükmü ile de bu tür bir yapılanmaya olanak tanınmıştır.

Katılımın zorunlu olmayıp gönüllülük esasına dayanması, oluşturulan yapılarda aktüerya dengesinin, başka bir ifadeyle varlıkları ile taahhütleri arasındaki dengenin gözetilmemesi finansman sorunları yaratmış ve bir çok vakıf ve sandığı taahhütlerini karşılayamayacak duruma getirmiştir. Bu nedenle 4632 sayılı BES Kanunu’nun Geçici l.maddesinin son fıkrasında “Üyelerine veya çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu veya sair ticaret şirketinin emekliliğe yönelik faaliyetlerinin aktüeryal denetimini Müsteşarlık yapar.” şeklinde getirilen hükümle özel bir denetim rejimi öngörülmüştür. Her yıl bağımsız aktüerler tarafından hazırlanacak rapor Müsteşarlığa gönderilmektedir.

Diğer taraftan 4632 sayılı BES Kanunu’nun Geçici 1. maddesine 2012 yılında eklenen fıkra ile “Yetkili organlarınca karar alınması kaydıyla, üyelerine veya çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu veya sair ticaret şirketleri nezdinde 16/4/2012 tarihi itibarıyla mevcut bulunan emeklilik taahhüt planları kapsamındaki yurt içi ya da yurt dışındaki birikimler ve taahhütlere ilişkin tutarlar (plan esaslarına göre aktarım tarihine kadar mutat yapılan ödemeler nedeniyle oluşanlar dahil), 31/12/2017 tarihine kadar kısmen veya tamamen bireysel emeklilik sistemine aktarılabilir. Belirlenmiş katkı esasına göre yürütülen emeklilik taahhüt planlarından yapılan aktarımlarda ilgili kuruluşun yetkili organlarınca karar alınması şartı aranmayabilir.” şeklinde bir aktarım olanağı getirilmişti. Bu süre dolmuş olduğundan bu şekilde toplu bir aktarım olanağı bulunmamaktadır.


Avukatlara Ek Sosyal Güvenlik Olanakları Sağlanması

Avukatlık 1136 sayılı Avukatlık Kanununa dayalı olarak icra edilen bir mesleki faaliyettir. Bir kamu hizmeti olarak değerlendirilse de sosyal güvenlik açısından 5510 sayılı Kanun öncesi topluluk sigortasına dahilken bu Kanun ile birlikte m.4/b hükmü kapsamında sosyal güvenlik sisteminden yararlanmaktadırlar.

Devletin sağladığı bu zorunlu sosyal güvenlik hizmetinin dışında 21.12.1953 tarih ve 6207 sayılı Avukatlar Yardımlaşma Kanunu hükümlerine göre her baro merkezinde Baro Genel Kurulu kararıyla “Avukatlar Yardımlaşma Sandığı” kurulabilir. Sandığa üye olmak isteğe bağlıdır. Sandıkların kurulmasından amaç, yardıma muhtaç oldukları baro yönetim kurullarınca kabul edilen veya yönetmeliklerde gösterilecek süre ile üye olup da ihtiyarlığı, hastalığı yahut maluliyeti gibi sebepler yüzünden fiilen çalışamayacak hale gelerek barolarla ilgisini kesen avukatlar ile avukatlık yapmakta iken ölenlerin daha evvelden gösterecekleri kimselere, göstermedikleri takdirde yönetmeliklerde gösterilecek mirasçılarına tespit olunacak şekil ve miktarda yardımları sağlamak ve düzenlemektir.

Türkiye Avukatları Sosyal Dayanışma ve Yardımlaşma Vakfı, Vakıf Senedinin 4/d maddesine dayalı olarak çıkarılmış olan Yönetmelik’e göre “Ölüm Yardımı, Hastalık ve Sakatlık Yardımı, Muhtaçlık Yardımı” adı altında yardımda bulunulmaktadır.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 27/A maddesi uyarınca, Türkiye Barolar Birliği bünyesinde kurulmuş olan Sosyal Yardım ve Dayanışma Fonu (SYDF), amacı; “Sosyal Yardım, Sosyal Güvenlik ve Dayanışma” uygulamaları ile Avukatın huzurunu temin olan bir Fondur. Bu kapsamda tedavi giderleri, geçici iş göremezlik yardımları (analık, hastalık, olağan dışı hastalık hallerinde), olağan üstü yardım, cenaze yardımı, emeklilik yardımları öngörülmüştür.

Ek Emeklilik Aylığı Ödemeleri İçin Yapılabilecek Çalışmalar

Söz konusu parçalı yapıda sağlanmaya çalışılan yardımların öncelikle koordinasyonu zorunludur.

Gönüllü üyelik sistemine göre katılım esası getirildiğinde ve giriş aidatı ve aylık aidat adı altında mali yükümlülükler oluşturulduğunda kişiler sisteme katılırken tereddüt yaşayacaklardır. Bu nedenle barolara kayıtlı her avukatın belirli bir sürenin sonunda tanımlanmış fayda esasına göre belirlenen asgari bir ödemeden yararlanması esasının getirilmesi uygun olabilecektir. Bunun dışında tanımlanmış katkı esasına göre belirlenecek ek katkı ile birikim miktarını arttırma ve kurum katkısı da sağlama olanağı yaratılabilecektir. Dolayısıyla tanımlanmış fayda ve tanımlanmış katkı esasının bir arada olduğu karma bir sistem oluşturulabilecektir.

Bu uygulama için mevcut yapılardan yararlanılması imkân dahilindedir. Burada önemli olan çalışırken birikim oluşturulmasıdır. Bu birikimin sadece üye katkısı ile yapılması ödemelerinin büyüklüğünü ya da süresinin uzunluğunu beraberinde getirmektedir. Bu nedenle farklı kaynaklardan katkıya da ihtiyaç bulunmaktadır.

Ek emeklilik aylığı bireysel emeklilik şirketlerinden gurup emeklilik planı oluşturulması ile de sağlanabilecektir. Talep edilecek grup emeklilik planlarında ek faydalar sağlanabileceği gibi avukatların ödemelerinin yanında katkı payı ödemesi de yapılabilecektir. Böylece yeterli fon büyüklüğü sağlanabilecektir. Bu amaçla kurulacak çalışma komisyonun belirtilen hususları nazara alarak Avukatlar için ek sosyal güvenlik hizmeti sağlanması hususunda model ve sistemin kurulması konusunda çalışma yapması yerinde olacaktır.


[1] Tanımlanmış fayda, sigortalayan kurum tarafından hak sahibine yapılacak ödemelerin, önceden belirlenen bir formüle göre hesaplanacağı yolunda bir garanti sağlandığı anlamına gelir.

[2] Kısmi fonlama, bir emeklilik sisteminde, bu sistemin üyelerine karşı olan tüm yükümlülüklerinin şimdiki değerinden daha az bir rezerv birikimi sağlandığı anlamına gelir. Tam fonlama ise, rezerv birikiminin, tüm yükümlülüklerin şimdiki değerinin tamamına eşit olduğu anlamına gelir.

[3] Tanımlanmış katkı sistemi, sigortalının her döneme ait katkı miktarının önceden belirlendiği, buna karşılık elde edilecek fayda ya da ödemelerin katkı payına ve bu fonların değerlendirilmesiyle elde edilecek getiriye göre belirleneceği bir sistemdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir