Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES’in Hukuk Fakültesi Öğrencilerine İlk Dersi

Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES’in hukuk fakültesine yeni başlayan öğrencilere Hukuk Başlangıcı dersindeki hitabı, tüm hukuk öğrencileri ve hukukçular için önemli mesajlar içeriyor.

Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES, twitter hesabında yaptığı paylaşımda şöyle dedi: “Hukuk başlangıcı dersine başlarken salgın sebebiyle uzaktan eğitimde öğrencilerimle paylaştığım mesajı, hukuka yeni başlayan ve hukukla ilgilenenlerle de paylaşmak İstedim…Hukuk mezunu olup da öğretilenlerin dışına çıkanlar da okuyup iç hesaplaşma yapıp özür diler belki.”

İşte Prof. Dr. Muhammet ÖZEKES’in Hukuk Fakültesi öğrencilerine ve hukukçulara hitabı:

Hukuk Fakültesine Yeni Başlayan,
Hukuk için Yeni Bir Umut Olan Sevgili Öğrenciler,

Öncelikle hukuk eğitimine ve Hukuk Fakültesine hoş geldiniz. Hepinize çalışacağınız alan, başlayacağınız eğitim, altına girdiğiniz yükün bilincinde olduğunuzu umut ederek başarılı bir eğitim yılı, başarılı bir fakülte eğitimi ve hukuk için başarılı bir başlangıç diliyorum.

Başlarken İlk bileceğiniz, bilmeniz gereken şeyin hukuk fakültesinde okumakla, hukuk fakültesi diploması sahibi olmakla, “HUKUKÇU” olmanın aynı şey olmadığı; hukuk fakültesi diplomasının (hele de günümüzde) çok da zor elde edilmediği, ancak gerçekten “hukukçu” vasfını taşımanınsa oldukça zor olduğudur. Şayet her hukuk fakültesi diplomasına sahip olan her hukuk fakültesi mezunu aynı zamanda gerçekten hukukçu olabilseydi, bugün Ülkemizin hukukla ilgili bir sorunu olmaması gerekirdi. Oysa bugün Ülkemizin hukuk, ama ondan da önce ciddî bir hukukçu sorunu var. Siz eğitiminize başlarken bir karar vereceksiniz: Bu sorunun mu? yoksa çözümün mü bir parçası olacaksınız!.. Siz hukuk fakültesi diploması almaya mı talipsiniz, yoksa gerçekten hukukçu olmaya mı?

Nietzsche “Bir işin felsefesini yapmıyorsanız teknisyeni olursunuz” demiş; Einstein ise “Hayal gücü bilgiden daha değerlidir’. Şüphesiz kimse sizden felsefenin labirentlerinde dolaşıp kaybolmanızı ya da aklı bir karış havada hayalci olmanızı beklemiyor. Burada amaç, yaptığınız işin bilincinde, yapacağınız şeyin farkında olmanız, basit mekanik bir iş olarak bakmamanızdır. Keza, hayallerin olmasıyla, hayalci olmak farklı şeylerdir. Güzel hayaller, ulaşılacak hayaller ve idealler, insanı doğru bir hedefe yöneltir, zorluklar karşısında ona güç verir; ancak gerçeklerden uzaklaşmış basit hayalcilik insanı mutsuzluğa ve başarısızlığa sevk eder. Hukuk, insanla yapılır ve insan içindir. Mahkemelere gidip gelen dosyalar, belgeler, kâğıtlar değildir. Her birinin içinde bir insan hayatı, hatta birçok insanın hayatı yer almaktadır. O hayat sizin hayatınız, yakınlarınızın, sevdiklerinizin hayatı olabilir. Bu sebeple hukuk basit mekanik bir iş, salt para kazanmak için yapılacak bir iş değil: bir idealdir, bir çabadır, bir doğruyu arayıştır, bitmeyen bir yürüyüş, yılmayan bir tırmanıştır… İyi olmak kolaydır, adil olmaksa zor. Çünkü iyilik istediğinize dağıttığınız, kendinizden verdiğiniz bir şeydir. Oysa adil olmak, bazen sevmediğinize, istemediğinize, ancak hakkı olana da hakkını vermeyi, düşmanınıza hakkını teslim etmeyi gerektirir. Adil olmak, insan için çok zor olan bir şeyi, objektif olmayı, gerektiğinde sübjektif düşünce, bakış açısı, inanç ve duygularından arınmayı gerektirir. Sizin düşüncenize, inancınıza, bakış açınıza ters olsa dahi, haklıya hakkını vermeyi, doğru davranmayı, çok boyutlu bakmayı, aklınızı, vicdanınızı başkalarının emrine vermeden, hukuk için, adalet için gerçek doğru neyse öyle davranmayı gerektirir. Hukukçu tetikçi olamaz, sadece hakkın ve adalelin hizmetinde olmalıdır. Hukukçu, ister hâkim. İster savcı, ister avukat olsun cüppesini giyindiğinde artık tek hizmet edeceği şey adalettir, haktır. Kendi sübjektif amaçlarını başka zeminlerde ve zamanlarda gerçekleştirebilir; ancak, kürsüsünü, cüppesini, unvanını hukukun değil, başka şeylerin gerçekleşmesine tahsis ettiğinde artık her şey olabilir, ancak hukukçu olmaz, olamaz. Onun ismi artık, hâkim, savcı, avukat değil, hizmet ettiği neyse başka bir şey olur.

İnsanın varoluş serüveninde haktan, adaletten daha üstün bir şey olmamıştır, olamaz. Çünkü adalet ve hukuk insanın varoluş zeminidir. O sebeple, “adalet mülkün temelidir”. Adalet yoksa hayat yoktur, adalet yoksa gelecek yoktur. Atatürk’ün “istiklâl, istikbal, hürriyet her şey adaletle kaimdir” demesinin sebebi budur. Makul her inanç, düşünce ve ideal adaleti öncelemiş, onu en üstün değer kılmıştır. Bu sebeplerdir ki BM insan Hakları Bildirgesi’nde (tamamını mutlaka okunuz),

“İnsanlık ailesinin bütün üyelerinin doğal yapısındaki onuru ile eşit ve devredilemez haklarını tanımanın dünyada özgüdük, adalet ve barışın temeli olduğunu. İnsan haklarını göz ardı etmenin ve hor görmenin, insanlığın vicdanında infial uyandıran barbarca eylemlere yol açtığını ve insanların korku ve yoksunluktan kurtulması, konuşma ve inanma özgürlüğüne sahip olacağı bir dünyanın ortaya çıkmasının sıradan insanların en yüksek özlemi olarak ilan edilmiş bulunduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı son çare olarak başkaldırmak zorunda kalmaması için, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğunu….” ifade eden bir giriş yapılmıştır. Sadece hukuk diploması sahibi, hukuk taciri, hukuk teknisyeni veya hukuku araç olarak kullanan bir maceraperest ve menfaatperest olmak islemiyorsanız, bu asgari gereklere uymanız uygun davranmanız gerekir. Hukuk asgarî ahlâk, asgari etiktir. İnsanlığın ortak ve vazgeçilmez kabul ettiği bu ahlaki değerlerden uzaklaşarak da hukukçu olunamaz. Bu sebeple zaman zaman final sınav kâğıtların sonuna da yazdığım Prof. Dr. Vecdi Aral’ın şu sözlerini göz önünde tutmak gerekir.

“Hukukçu egemen güçlerin buyruğunda olmayacağı gibi, egemen dünya görüşünün (herhangi bir politikanın) sözcüsü de olamaz; o yalnızca, soyut ve genel olan adalet değerinin hizmetindedir; bilim ve felsefe yoluyla (ideoloji kritiği yaparak) ona içerik kazandırma çabasını sürdürmekle yükümlüdür. Bu çabasında hukukçu her şeyden önce ve özellikle, yasaların insan için ne anlam taşıdığına bakmaksızın onları sözcüklerine göre, bu sözcüklere sıkı sıkıya bağlı kalarak, adeta softaca mantık cambazlığı içinde bir yorum ve uygulama yapmaktan kaçınmakla yükümlüdür. Çünkü hukuk adaletin buyruğundadır ve hukukçu da onun somutlaşması olan hakkaniyete göre düşünmek zorundadır. Adalet ise minimum (en az) bir etik (bir ahlâk) olmakla (yalnızca düzenle ilgili olmakla) insanın diğer bütün yüksek amaçlarının gerçekleşmesine bir zemin ve olanak hazırlar, bu bakımdan hukukçu da hukukun insanın bu amaçlarının gerçekleştirilmesine engel olmaması kaygısını taşımalıdır”.

Hukukçu olacaksanız, düşüneceksiniz, çalışacaksınız, yorulacaksınız, okuyacaksınız, doğruyu arayacaksınız, sabırlı olacaksınız. Tembelseniz, okumayı sevmiyorsanız, zorluklardan kolay yılıyorsanız, kestirmeden başarı ve para bekliyorsanız, azıcık baskı görünce veya küçük bir menfaat için yılacaksanız. Aklınızı ve vicdanınızı her rüzgâra göre değiştiriyorsanız, sabrınız yoksa hukukçu olmanız mümkün olmayacaktır. Henüz işin başındayken başka bir arayışa girmeniz hem sizin için hem insanlık için hem Ülkemiz için en doğrusudur. Hukukçu olmak önce insan olmak, insanın değerim anlamak ve insan onurunu korumak demektir. Bunlar sizin umurunuzda değilse, açık söylemek gerekirse siz de başkalarının, özellikle de gerçek hukukçuların umurunda olmayacaksınız.

Maalesef Dünyayı saran salgın sebebiyle, bunları sizlerin doğrudan yüzüne ve gözlerinizin içine bakarak söylemek bu sene mümkün olmadı. Ancak vicdan ve akıl gözünüzle bunları anlayacak olgunluk ve donanımda olduğunuzu düşünüyorum. Kendinize, ne için hurdayım, ne yapacağım, nasıl yapacağım, bunları nasıl doğru yapabilirim sorusunu sorun. O soruların arayışında olun. Doğruyu arayan mutlaka bulur. Doğru bir arayışınız varsa, kâinat mutlaka size bir yol açar, o arayışta olanlarla mutlaka yolunuz kesişir.

İlerleyen zaman içinde bunları ve daha birçok şeyi paylaşacağız. Tekrar sizlere başarılar diliyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir